Bugün evimdeyim arkadaşlarım:-) İşlerinde olanlar çatlasın patlasın:-) Şaka bir yana iki hafta iznim kaldı ama işlerin stresinden bir hafta almak mümkün değil. Ben de cuma günü iznimi kullanıp ev kadınlığı yapıyorum. Bir blogger arkadaşım ki kusura bakmasın kim hatırlayamıyorum, evde izinli olduğu zamanlarda evcilik oyunu oynuyorum demişti. Cidden oyun gibi:-) Biliyorum ki bugün rahat durmayacağım ve ev temizliği ile uğraşacağım. Sabah okula götürdüm oğlumu. Öğretmenimizin öğretmenler gününü kutladık, kpı önünde epey bir kaynattık hocamızla:-) Çok tatlı ve içten bir bayan, gitmeme memnun oldu. Benden başka bir veli ortada yoktu, zaten ne zaman gitsem kimsa yok. Neyse, eve döndüm bir nescafe içtim, sabah yemek saatini izledim aç bi aç:-( En azından gözüm doydu. Şimdi şu Ahu Tuğbalı, Safiyeli, Sedalı programlar başladı, ben de postumu yazayım dedim.
Madem bugün ev hanımıyım, biraz yemek tarifi vereyim. Yemek bloggerleri o kadar becerikli ki, o kadar başarılılar ki. Ben burada o nedenle işte çok olağanüstü tarif filan vermeyeceğim. Daha çok anılarla karışık sevdiğim tatları tanıtacağım. Belki arada sırada bunu yapmak değişiklik olur ne dersiniz? Bu arada en beğendiğim yemek blogları Portakal Ağacı, Damak Tadı Gülcüğüm, Tarçının mutfağı (ilk okuduğum bloggerdir kendisi), Pastacı ve bizim pastane, düdük makarnası, gelincik ve daha birçokları... Çok başarılılar.
Bugün iki çorba tarifi var:-( Neden çorba diyeceksiniz... Çorba benim için çok önemli bir gıdadır. Özellikle kışın sıcak bir çorbaya kim hayır diyebilir ki? Beyaz peynirli bir tarhana, kaşar serpilmiş bir domates çorbası, süzme mercimek, anneciğimin spesiyali düğün çorbası ve diğerleri... Çocukken çorbayı çok da sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Yani illa olmalı demezdim. Oysa annem hemen hemen tüm akşam öğününde çorbayı getirirdi sofraya...
Yemek davetlerinde döktüren annemin ilk yemeği mutlaka özel bir çorba olurdu. Yazın sofralarımızda bile bulunurdu çorba. Belki bir tek annem içerdi ama o çorbanın sofrada olması başlı başına bir evcimenlikti...
Dışarıda yemek yediğim zaman da ilk çorba içmek isterim. Özellikle de mercimek çorbası. Hımmm... Bir gün Almanya'da Arjantin restoranına gitmiştik ki benim gibi et sevmeyen birini bile o koca etleri ile baştan çıkarmış bir yerdir orası... Neyse, menüde özel Arjantin çorbası yazıyordu. İlginç olabilirdi ve sipariş ettik. Gele gele bizim et sote çıktı, azıcık daha sulusu ama kesinlikle bildik çorba kıvamında değil. Et sote ile aram çok kötüdür, belki annem çocukken çok yemeye zorladığı için ama orada ayıp olmasın diye yemiştim, pardon içmiştim.
Almanyada brokoli çorbasını çok güzel yaparlar, eşimin favori gıdasıdır o. Bir gün deneyeceğim evde de ama tariflerinizi bekliyorum:-)
Çok uzattım, altı üstü iki çorba tarif edeceğim

ANNİŞKOMUN YEŞİL MERCİMEKLİ, HAMURLU ÇORBASI:
1 büyük su bardağı mercimek (akşamdan ıslatılacak tabi)
3 diş büyükçe sarımsak (olmazsa olmaz)
yarım limon suyu
1 çorba kaşığı nane
zeytinyağ (formunuza göre...)
5-6 bardak su
Veee, 1 yumurta, 1 çay bardağı su, tuz, bir yumurtadan hazırlanacak hamurdan kare kare kesilmiş hamurcuklar...
Mercimeği zaten akşamdan ıslatmıştık ama bir de 3 beş dakika kaynatacağız(suyunu süzüp yeni su koyarak tabi) Tekrar suyu süzelim. 5-6 bardak suyu koyalım, mercimekler iyice pişsin, tuzunu atalım, yağı koyalım, karıştırarak hamuru ilave edelim. Hamurlar pişince dövülmüş sarımsakları, limon suyunu ve naneyi ekleyelim, bir iki taşım denilen biçimde kaynatalım.
Ben bayılıyorum, öneririm. Annem bazen buna bildiğimiz mantıcıkları atar. Yani hamura kıymayı koyup üçgen biçiminde kapatır ve içine atar. O da nefis olur. Annemin bir arkadaşının oğlu vardı. O kadar mızmız bir erkek çocuğuydu ki! Her yemeği seçerdi. Mercimek yemezdi, bu çorbanın mantılarını bitirir, diğer taraflarına el sürmezdi...
Bu çorbayı annem yaptığında başka hiçbir yemek yemezdim. Kendi başına yemek sayılır. Ahhh şimdi zayıf olmak vardı ya. Resimdeki çorbayı Ramazanda yapıp lüpletmiştik efendim.


HAMURLU, MİNİK KÖFTELİ YOĞURT ÇORBASI:
Bu çorbayı hepiniz bilirsiniz. Çok severim, bayılırım. Bu da kesme hamurlu veya erişteli yapılıyor.
Köfte için:
150-160 gram kadar kıyma
yarım soğan rende
maydonoz
tuz karabiber
4 bardak kadar su
1 su bardağı kadar hamur 8üzeri unlu olsun, bu çorbaya kıvam veriyor.)
1 kase yoğurt
1 yumurta
3 diş dövülmüş sarımsak (olmazsa hiiçççç olmaz)
Pul biber ve nane
Tereyağ (formunuza göre zeytinyağ ama bence diyette değilseniz tereyağlı yapın, diyetteyseniz zati hiç yapmayın)
Köfteyi yuğurun ve mini mini toplar haline getirin. Birazcık sıvıyağda kızartın. Su kaynatın ve hamurları atın, yumuşayıncaya kadar pişirin. Ayrı bir yerde yoğurt, yumurta ve sarımsağı karıştırın. Sıcak sudan biraz içine karıştırıp alıştıra alıştıra çorbaya ilave edin. Bir taşım kaynatın. Tuz atmayı unutmayın benim gibi. Üzerine ya nane- yağ ya da pul bibr yağ yapın, diğer malzemeyi üzerine dökün. Yani renk renk olsun işte üstte... Ve en önemlisi: Afiyetle yiyin.
Bu iki çorba da misafirlerinize gönül rahatlığı ile yapacağınız ve sunabileceğiniz çorbalar. Annemin düğün çorbası kadar olmasa güzel lezzetler. Onu da tarif ederim ileride.
Arkadaşlar bu yazıya sabah başladım saat ikiye geliyor. Bağrış çağrış, curcuna programlar bitti sanırım. Arada annem geldi, kahve keyfi yaptık. Gülcüğüm anneme seni anlattım, seni çok seviyor dedim. O da sana selamlarını iletti. Kahve falımız çok ilginçti, keşke bir yorumlayan olsaydı. O arada süpürge yaptım, pırasa koydum. Resimleri buraya çok zor aldım, kafasına göre bazen alıyor, bazen almıyor gıcık şey.
Yemekler pişince annemle biraz dışarı çıkacağız, bir cafe- pastane açılmış burada. Bir çay içeriz. Merak etmeyin bişi yemem. Bu arada zil çaldı, komşum kahveye çağırdı, oraya geçeceğiz. Ev kadını olmak zor valla, blog filan yazılmıyor. İşimizin kıymetini bilelim arkadaşlar.
Öpüyorum, kendinizi renklendirin haftasonunda biraz:-)