Mavi Güvercinler Feministi...
Benden dokuz yaş küçük bir kuzenim var... O çocukken onu hep bir kardeş olarak gördüm, O da beni bir abla... Hatta bana abla diyen tek kişidir, adımı başa koymadan tabi... Son zamanlarda çok sık görüşemesek de arada onu anarım. Çok anılarımız vardır onunla. Geçenlerde ona ait sakladığım bir ajanda buldum. İçinde yaptığı resimler, küçük hikayeler vardı. Bir de sanırım yeni okuma yazma öğrendiği sıralarda annesi ile yapmış olduğu küçük bir yazışma buldum. Aynen şöyleydi:
- Güzel kızım biraz ders çalışsak nasıl olur?
- Neee dersmi tühhhh!
- Sen Lama mısın?
- Niye ?
- Lamalar kızınca tükürür de...
- Zavallı anne, saçmalıyoruz çünkü hep yalnızız...
Bu aslında beni hüzünlendiren bir yazı da oldu... Anne kız evdeler ve kız sıkılıyor... Aynı defterde bir sürü küçük hikaye ve senaryo çalışmaları vardı. Kuzenimin annesi edebiyatı çok güçlü, sürekli kitap okuyan ve yazısı da kuvvetli bir kadındır, kızı da ona çekmiş. Yazılarından birinin adı şu: "Mavi Güvercinler Feministi" Güvercinler niye mavi, bunlara sahip feminist kim, 7-8 yaşında bir çocuk böyle bir sürreal ismi nereden bulur bilinmez. Fakat konusu da absürt bu hikayeye kapak resmi yapan kim dersiniz? Evet bildiniz o sıralar 16-17 yaşlarında olan Renk arkadaşınız. Mavi kuşa benzer karartılar yapmışım, resim de sürreal! Çocukla çocuk olmak mıydı, yoksa yaptığım o resimlerden zevk alıyormuydum hatırlamıyorum ama o resimleri yaptığımız gün dün gibi aklımda. Suluboya ile yapmıştuık. Kuzenim özgün hikayelerini yazıveriyor, ben de onlara uygun kapak resmi yapıyordum. Hikayeler genelde isimleri ile alakasız abuk yazılar oluyordu ama resimler isimle çok alakalıydı da anlayana... Bir başka hikaye olan "Martı ve mantı" isimli çalışmamızdaki mantı ailenin mantıya olan düşkünlüğünü gösteriyordu da bu martı, güvercin gibi bilumum kuş sevdası da neydi:-)
Bir yılbaşı akşamını ki üniversiteye başladığım seneydi kuzenim ile Barbie oynamakla geçirdiğimizi söylemeliyim. Hatta daha da ileri gidip maket malzemelerimde Barbie evi yapmıştım ona. Koltuklar, masa, dolaplar, perdeler... O 3-4 yaşındayken de onunla saatlerce, sabırla lego oynayan yine bendim.
Yine aynı sene yazın kuzenle karşılıklı koltuklara uzanmış, Ahu Tuğbanın bir filmini izliyorduk ki neden diye sormayın. Bu Ahu Tuğba bir rolde de iyi çıkmaz ki be kardeşim, sonunda iyi olmuşken eski kötülüğünün cezasını çekti ve sevgilisinin kollarında öldü. Ben bir başladım ağlamaya! Ama ne ağlama, kimse durduramıyor. Bizimki de başladı ağlamaya. Bir de cidden ağlıyor muyum diye kolaçan ediyor beni. Annem geldi, hangimizle ilgileneceğini şaşırdı. Duramadık anlayacağınız! K
uzenim biraz büyüdüğünde beraber daha çok eğlenmeye başladık. Bir kez onu da almak zorunda kalarak bir bara gittik ki 15 yaşında! Ben bir bira ve Onu kastederek bir meyva kokteyli istedim. Garson birayı ona, kokteyli bana verince pek havalara girmiştik ikimiz de. Ben genç görünmekten, O da büyük. Benim en minik kuzenim olduğu için hep şımartılmış, ayrıca yaptığı komiklikler de her tanışılana anlatılmıştır. Yani masada o varsa onun yaptıkları konuşulur, gülüşülür. Bu bir gelenektir ki kendisi bu durumdan çok zevk alır ve mutluluğunu belirtecek söz bulamaz!!!
Şimdi bebek bakıyor evde. Yine annesiyle, yine tüm gün evde üçü yalnız... Yeteneği olan yazmayı bırakması yazık oldu bence. Oysa iyi bir gazeteci veya yazar olabilirdi ve bunun okulunu da okumuştu. Yazık oldu... Mavi güvercinlerin feministi olamadı:-)











