Oh ne güzel Cuma geldi yine. Haftasonları da olmasaydı ne yapardık acaba?
* Yıkanacak bir ton çamaşır var. Ütülenmeyi bekleyenler de cabası. Zavallı çamaşırlar ütü beklerken kirlenecekler diye korkuyorum. Bu akşam bir el atsam artık diyorum.
* Üç gündür bir tatlı krizim var ki sormayın. Geçenlerde Wish'de yediğim cheesecakeden beri tatlı yemiyorum, onun krizi sanırım. Bir kek yapsam diyorum... Hiç olmazsa avutur.
* KanalTürk'ü seviyorum. Yalnız olmadığımı hatırlatıyor. Diğer kanalların haberlerini ise izlemek tüylerimi ürpertiyor artık. Aslında biraz kafamı kuma gömmek, hiç birşey duymamak, hiç birşey görmemek istiyorum siyaset anlamında... Lay lay lom olayım, mutlu mesut kendi minik dünyamda yaşayım diyorum.
* Türkiyenin tek sorunu Cumhurbaşkanı seçimi değil. İnsanlar düştükleri durum karşısında bile akıllanmadılar. Herkes kendine gelsin de ülkemizi nasıl düzeltiriz, insanlarımızı nasıl açlıktan ve cahillikten kurtarırız, nasıl bir bütün olarak yaşarız onu düşünsün lütfen. Artık sıkıyorsunuz!
* Dün akşam Otel 2 diye bir film izledim. Daha vizyona girmemiş. Birinci bölümünü de izlemiştim. Bu daha iyi bence. Gerilim filmi sevenler alsın. Yalnız dikkat: Biraz miğde bulandırıcı sahneler var. (Yağmur Damlacıkım sen sevmezsin bence)
* Elinizdeki damga çıktı mı? Ben tırnağıma getirtmemek için iç tarafına döktürmüştüm. O nedenle tırnağım morarmış ya da eskinin berberleri gibi yaptıkları boyadan renk değiştirmiş gibi görünmüyor. Allahtan döken çocuk sorun etmedi. Fakat biraz çıksa da hala var. Şu TV de söylenen karışımı da denemedim. Limonu, sirkeyi elime süremem. Hele hiç ovamam. Iyyyy, kötü olurum.
* İnci Aralın Safran Sarısını okuyup bitirdim ya, şimdi de bir önceki kitabı Mor'a başladım. Aral Yeşil, Mor ve Safran Sarı üçlemesini yapmış. Gerçi en eskisi olan Yeşil sonradan adını almış üçlemeye alınarak... Safran Sarıyı sevmiştim ama sanırım Moru daha çok beğeneceğim. Yalnız zaman içerisinde İnci Aral daha ağdalı bir yazım şekline girmiş. Yazıyı daha edebi hale getirmek adına sadelikten kopmuş, gereksiz betimlemelere girmiş gibi. Benim naçizane fikrim bu tabi. Ben edebiyatçı değilim, halktan biriyim. Eski yazıları daha içten ve çok daha rahat okunuyor... Bir yazarın farklı tarihlerde yazdığı kitapları peşpeşe okumanın bu tip yararları oluyor. Dilindeki değişimleri kavrıyorsun...
* Bir de sabun köpüğü gibi, basit, hani sex and the City benzeri kitaplar var ya, onalardan almak istiyorum. Havuz başında onlar gidiyor. İznimde "always and Forever" diye bir kitap okudum mesela. Bizimkiler "Her zaman ve Daima" diye çevirmişler. İyi de herzaman ve daima aynı anlama gelmiyor mu. Aklım hep kitabın adına takıldı duurdu. Hayatımda bir iz bırakmadan çekti gitti kitap ama okurken keyif aldım, kendimden birşeyler buldum.
* Çalışmak mı çalışmamak mı, işte tüm mesele bu! Bazen evi özlüyorum, ev kadınlığını... Sonra da kızım Renk, sen sıkılırsın diyorum. Zaten ev kadınlığını yaşarken bunalmış kendimi işe zor atmıştım tekrardan... Burada iyi kötü, bağrış çağrış, curcuna ve stres içerisinde zaman geçiyor işte...
* Kilo almaya devam ediyorum ama kendimi durduramıyorum. Dün evde hazır peynirli tortellini (Barillanın ,harika, deneyin) yaptım. Hem de mantarlı kremalı. İki tabak yedim diyeyim, siz de yuh deyin. Çüşüm!
* Bu akşam eve gidince ne yemek yapayım? Lütfen fikir verin. Kıyma çıkarttım. Aslında evde tortilla ekmeği var incecik. Kadınlar bundan lahmacun yapıyorlar... Acaba denesem mi, aranızda deneyen oldu mu?
* Rüyamda hayırdır inşallah çok güzel bir çanta gördüm vitrinde. Keşke alsaydım. Ama rüyada bile masraf yapmayayım şimdi diyorum. Bir de bana alışveriş delisi derler. Görün de gözleriniz yaşarsın...
* Hala bir pike takımı alamadım çift kişilik. Oğluş için beğendim geçen ama çift kişilikler güzel değildi. Gerçi bir takım vardı bayıldım. Ama 110 YTL vermek de istemedim. Üstelik pike değil battaniyesi var. Hiç kullanışlı değil. Bir takım almıiştım öyle, renklerine, dizaynına kanaraktan... Battaniyeyi ancak örtü gibi dekorasyon amaçlı kullanıyorum. Çok şık, o ayrı ama yazın örtülmez, kışın örtülmez, yorgan üstine battaniye hiç örtemem kışın... Acaba evdekiler ile idare edip kış için şöööle şık bir uyku seti mi alsam. Hani kırmızılı, çekici birşey :-)
* Canım çingene pembesi- beyaz- lame tonlarında bir oturma odası oluşturmak istiyor. Bir odamız var, çalışma odası gibi ama daha çok çamaşır kurutuluyor, ütü yapılıyor, koca bir dolabımız var herşeyi tıkmışım... Burayı papsam ne hoş olur. Cici pembiş perdeler, kocaman çingene pembesi bir kanape (açılanlardan), beyaz lake, ayakları metal bir orta sehpa, duvara bir LCD TV, sehpa üzerine metal objeler, çiçek böcek, hoş metal çerçeve içlerinde aile resimleri... Hoş olmaz mı? Ama o aptal dolabı atmak lazım, o kadar şeyi nereye koyacağım?
* Anne ve babamızı (eşimin taraftan) ziyaret ettiğimizde annem bize gençlik ve çocukluk resimlerini gösterdi. Daha önce baktığım bir sürü resimleri vardı. Ama bunları yeni bulmuş. O kadar tatlı çocukluk resimleri vardı ki! 1940 lardan kalma hemde! Gençlik resimleri de 1950-60 lardan... O kadar hoş siyah beyaz resimler... Bunları renkli fotokopide çekirirseniz aynı efekti elde edip çoğaltmış oluyorsunuz. Bu resimleri bu şekilde çerçeveleteceğim. kKendi annemin de var ama onlar o kadar eski değil, yine de hoş resimler var... Hatun gençken yakmış ortalığı belli... Neyse, annem bize kendi resimlerini gösterince, biz de beğenince babam kıskandı herhal, hemen gidip Harp okulu resimlerini getirdi. Tabi onlara da bakıp ooooo, ne yakışıklıymışsınız diyerek onu da sevindirdik:-) Yaşlılar biraz çocuklaşıyorlar değil mi? Ama babam çok tatlıdır. Onun anılarını dinlemeyi çok severim. Albay olarak yaşadığı ihtilal zamanı (1980) anıları çok ilginçtir mesela.
* Bugün hayırlısı ile bir bitse...
Öpüyorum sizi, iyi haftasonları. Bol bol eğlenin, gülün, mutlu olun... Sevdiklerinizi arayın, korkmadan seni seviyorum deyin! İçimden geldi... Ödeviniz bu:-)