Günler, haftalar, aylar, yıllar ve dolayısı ile hayat o kadar hızlı geçiyor ki! Siz de farkındasınız değil mi? Daha dün küçücük çocuklardık, sonra genç kız olduk ve sonrası o kadar hızla geçti ki... Sanki geçmişte yaşayan Renkler ben değilim de başka birisi gibi. Geçmişi anımsadıkça sanki başkasına ait bir hayatı izliyor gibiyim. Sanki bir film izler gibi.
Bir gün gelip yaşlandığımızda anılarımızı da beraberimizde taşıyor olacağız. Aslında her yaş bir başka deneyim ama sona yaklaşmak biraz ürkütücü olacaktır... Bilemiyorum Allah hayırlı yaşlılıklar nasip etsin hepimize. Sağlıklı olalım, kimseye muhtaç olmayalım.
Hep büyük halam aklıma gelir yaşlılık denilince. Aslında babamın üvey halasıydı o. Ama biz halamız gibi severdik. O dönemin İstanbulun'da iyi bir işi olan, ayakları üstüne basan, Nişantaşında çok harika eski taş evlerden birinde oturan, giyime kuşama meraklı, yemeyi seven, gezmeye bayılan, altın aksesuarları çok seven yaşlı bir kadın olaraka anımsıyorum onu. Haftasonları sabahın erken, ama çok erken vaktinde kapımız çalındığında onun İzmit'e bizi ziyarete geldiğini anlardık. Kimbilir kaçta uyanırdı da gelirdi... O dönemde İstanbul ve İzmit kapı komşusu sayılmazdı şimdi olduğu gibi...
Her gelişinde mutlaka süprizleri olurdu bizim için. Sadece biz çocuklara değil anneme de mutlaka birşeyler getirirdi ve bunlar çoğunlukla takı olurdu. Zaten takmayı çok severdi. Altın kolye, yüzük ve küpeleri kendi tasarlar ve kuyumcusuna yaptırırdı. Çok zarif parçalar olduklarını söyleyemem ama değerliydiler. Biraz kocaman, çoğunluk ile inci ile süslü takılardı ama bunlar ile mutlu olurdu.
Bize geldiği haftasonları annem ile mutfaktan hiç çıkmazlardı. Aslen Kahramanmaraşlı olan halam oraya özel yemekleri anneme öğretir, tarif ederdi. Kendisinin yemek yaptığını hiç görmedim. Hep yanına aldığı ve kızı gibi gördüğü yeğeni yapardı evinde de...
Kendi çocuğu hiç olmamıştı halamın. Bir kere evlenmiş ama alkolik ve kumarbaz kocasına bir yıl katlanabilmişti. O kadar güçlü bir karakterdi ki adamı boşayıp çalışmaya ve hayatını tek başına yaşamayı göze almıştı. Zaten onu düşündüğümde aklıma gelen tek kelime "güç" oluyor...
İstanbul'a gittiğimizde onda mutlaka kalırdık. Eğer kuzenlerimden Mine (benden bir yaş büyük) de oradaysa keyfine doyulmazdı o ziyaretin. Koskoca evde iki kişi yaşarlardı ve Mine ile boş odalarda oyun oynamak, süslü, çok eski ve antika telefonu kurcalamak, arkadaki çalışma odasına girerek masayı karıştırmak ne zevkli idi...
Çok uzun yıllar çalıştı, o kadar yaşlıydı ama çalışmadan duramazdı. Ne yazık ki seksenlerine gelince artık yalnız yaşayamaz oldu. Yeğeni ile de küstüler. Evde tek başına yaşamak istemedi. Sahip olduğu evlerin ikisini kendisine bakması koşulu ile verdiği erkek kardeşi ona kazık atmıştı. O da emekli sandığının Etilerdeki Huzurevine gitti. Epey para ve rüşvet ile, eski güçlü arkadaşları vasıtası ile girebilmişti oraya, yoksa kolay değildi. Evet, huzurevi çok güzeldi, odası tek kişilik, otel konforundaydı. Orada bir sürü arkadaşı olmuştu. Kendinden çok geçnçlere bile baka oydu aslında. Ama sonuçta bir huzurevindeydi.
Zamanında anneme büyük iyilik de yapmıştı. Ev alırlarken bileziklerini hemen çıkartıp vermiş mesela. Ama aynı şekilde çok kötülük de yapmış. O nedenle annem biraz kırgınlık da duyuyordu. Ama yine de onu hep evimize aldık, yine eski günlerdeki gibi istediği yemekleri yapılırdı. Annem son günlerinde de hep yanında oldu. Elinden geleni yaptı.
Son gelişinde bana çok sevdiği inçi küpelerini vermişti. Üzüm salkımı şeklinde, altından da yaprakları olan küpeler... Beni çok farklı tutardı bir sürüyeğeninden. Yine inciden piramit şeklinde bir yüzüğü vardı o takımın. Bir dahaki gelişinde onu vereceğim demişti. Bir dahaki sefer olmadı... Anı olarak küpeleri saklarım. Hiç takmadım, altın da olsa bünyem küpeyi kabul etmiyor çünkü. Ama anlamlıdır hediyesi benim için.
Öldüğü akşam çok ağlamıştım. Aslında daha çok sevdiğim aile bireyleri vardı, bir de anneme yaptığı kötülükler için son zamanlarda kızmıştım da ona. Ama orada, bir huzurevinde yalnız ölmesi çok etkilemişti beni. Yine son anında yanında olan annem olmuştu...
Allah hiç birimizi yalnız koymasın, kimseye muhtaç etmesin. Allah halacığımı nur içinde yatırsın...