Friday, January 25, 2008

Cadı saçı!!!

Dün akşam komik birşey oldu, sizinle paylaşmak istiyorum. Digitürk bozuldu. Zaten doğru çalışsa şaşaraım. Neyse, biz de oğluşla Kavak Yellerini izlemek için yatakodasına gittik. Orada arkaya yaslanıp yarı yatar şekilde diziyi izledik. Eşim de salonda müzk dinliyor.


Sonra bir ara salona gittim, hadi romantizm olsun diye mumları yaktım, eşimi dansa kaldırdım. Biraz dans ettik. Arada da romantik romantik ona bakıyorum, tabi o da bana. Neyse, sonra bir ara banyoya girdim, ellerimi yıkayacağım. O sıra aynaya bir baktım ki ne göreyim, benim açlar tam bir cadı gibi havada! Odada yatarak TV izlerken arka taraftaki saçlar tepeye toplanmış. Bir de sprey vardı saçımda o nedenle olduğu gibi dimdik duruyor. O anda şok oldum çünkü demin eşimle romantik romantik dans ederken de aynı haldeydim, üstelik o kadar buğulu bakışlarla baktım ona:P O da yazık bişi demiyor!

Sonra bunu farkedince banyoda bir güldüm. Eşim ne oluyor diye yanıma geldi. Dün biraz çarpıntım vardı, birşey oldu sanmış...

Allah gülmekten ayırmasın ne diyeyim:)

Wednesday, January 23, 2008

Küçük kızın düşündürdükleri...

Bu sabah asansöre bindiğimizde bir baba kız vardı. Kız beş yaşlasrında, belli ki anaokuluna gidiyor ve her sabahki gibi babası onu bırakacak... Pembişler giymiş, şirin bir kız. Neyse o sıra babası ile konuşuyorlar. Kız babasına bakıp aynen şu soruyu sordu: "baba, gerçekten dünyamızda kötüler var mı?" Hepimiz güldük bu soruya:) Babası "hem de çok var kızım" dedi. Sonra kısa asansör yolculuğumuz bitti ve gülerek indik.

Kötüler olmaz mı küçük kız? İyiler var mı diye sorsan daha iyi olurdu. Aslında salt iyilik ve salt kötülük olmaz denir. Salt iyiliğin olmadığına ben de katılıyorum. Hangimiz çok iyi olduğumuzu iddia edebiliriz ki. Az da olsa hatalarımız olmuştur. Ama kendi adıma konuşayım, en azından insanları incitmemeye çalışırım. Kırdıklarım oldu, bunu biliyorum ama insanlık hali... Salt kötülüğün ise olduğuna inanıyorum. Hayatında iyi tek bir parçaya sahip olamayan o kadar çok insan var ki! Minik çocuklara eziyet ve cinsel taciz yapan, insan öldüren, işkence yapan bir insanın yüreğinde minicik de olsa iyilik kırıntısı olması mümkün mü? Eski bir Afrika generali mi ne küçük çocukları kurban edip kalplerini çiğ çiğ yediklerini itiraf etmiş. Şimdi papaz diye geçinen bu adamın içerisinde iyilik barındırdığını kim söyleyebilir?

Neyse, küçük kızın sorusu üzerine arabada eşimle bunları konuştuk. Sonra o kızın o kadar erken bir saatte hayata başlamasını... Yani o yaşta, hatta daha küçük yaşta çocuklar okullara gitmek üzere çıkıyorlar! Düşünün, önlerinde koca bir hayat var koşturarak geçirilecek ve bu bebeler daha şimdiden o akışın içerisine giriyorlar. İçim burkuldu bunu düşününce. Tıpkı cumartesi günü oğluşu dershaneye bırakıp onun kapıdan girişini arabadan seyrederken içimin burulduğu gibi... Tüm hafta erken kalkıp okula gittiği yetmiyormuş gibi haftasonları da dershane kapılarına koşturan bu çocuklar ileride sağlıklı bir hayatı yaşayabilecekler mi acaba. Yoksa hayatları boyunca izleri kaybolmayacak irili ufaklı travmalara sebep olacak mı?

Arabada giderken bunları konuşmakla da kalmayıp eğitim sistemini tartıştık, ülkeyi kurtardık anlayacağınız...

Çocukluklarını yaşayamayan çocuklarımız aslında çok güçlüler. Onlar bu hayata adapte oluvermişler. Belki de anaokulundan beri bu hayatın içinde yer aldıkları için. Ee, hayat bu. Ama çok acımasızca değil mi? Hayat acımasız, insanlar kötü! İşte böyle küçük kız:)

Araba...

Arkadaşlar, Arabanın bujilerinde bir de anlayamdığım teknik parçalarının birinde arıza olmuş. 820 YTL sıkışmış anlayacağınız. Sağlık olsun ne yapalım. Allah korusun tatile giderken bozulsaydı, ya da yolda giderken bozulup kaza yapmamıza filan neden olsaydı karlı yerlerde... Herşeyde bir hayır vardır diyorum.

Bugün kahve içince kapatayım bari dedim. Kimsenin baktığı yok, açtım kendim baktım. 8 tane koca koca göz var. Keşke resmini çekip buraya koyabilseydim! Gözler benim oğlanın resim dersinde çizdikleri gibi koca koca, hani şu Japon korku filmleri gibi. Ne nazar var öyle.. Ama kurşun filan döktürmeyi yine de düşünmüyorum.

Eşim dün arabanın peşinden koşarken çok yoruldu. Ama güzel bir uygulama ile karşılaştık. Totalin kartı vardı ve bize mesaj atmışlardı ücretsiz araba çekme için. Biz de kabul etmiştik. Dün evden Floryaya tamirciye arabayı götürmek için eşim aramış. Yarım saat sonra gelmişler. Çok itinalı çalışmışlar, çok saygılılarmış... Yarım saat sonra da merkezden arayıp memnun kalıp kalmadığımızı sormuşlar. Valla şaşırdık! Ülkemizde güzel hizmetlerin olması hoş, hem de ücretsiz olduğu halde... Buradan tebrik ediyorum.

Bunun dışında çok havadisim yok. Oğluş aynı oğluş, annem aynı, eşim yorgun argın, biraz sinirli son zamanlarda olanlardan. Gergin yani. Ona diyorum boşuna üzülme, ne yapalım sağlığımızyerinde olsun da...

İşte böyle, siz anlatın biraz da...

Monday, January 21, 2008

Sabah sabah...

ROMANIMA BİR BÖLÜM DAHA EKLEDİM. BİR BAKIN İSTERSENİZ...



* Arkadaşlar, başımızda birşeyler var, nazar mı desem, ne desem... Sabah sabah arabamıza bindik, araba çalışmadı! İlk defa böyle birşey yaptı. Daha önceki arabalarımızda da hiç olmamıştı. Tam olarak neden anlamadık, bilgisayar bir sürü uyarı verdi ama... Neyse kalktık taksiye bindik. O da bizi aman demeye kalmadan bir yola soktu, Allahım ne sıkışıktı yol. Tabi ben zamanında ama eşim biraz geç gidebildi işine... Bugün araba ile ilgilenebilecek miyiz bilemiyorum. İnşallah büyük bir sorun yoktur.

Bilirsiniz Nazara inanırım. İnsanlar artık başkalarına nasıl bakıyorlarsa! Size ne başkalarından! Ben kimin nesi vardır, arabası nedir sorsanız hiç bilmem... İlgi de duymam. Başkalarına çok dikkatli bakmam, bana bakılmasından da çok rahatsız olurum. Ama işte herkes aynı değil. Neyse, Allah büyük sorun vermesin, kazadan beladan, hastalıktan korusun hepimizi... Bunlar bizi biraz yorar ama daha kötüsü olmasın.

* Artık bu TV dizilerinden gına geldi. Bir kanal da güzel bir film verse! Her kanalda abidik gubidik bir dizi izlemekten bıktım. Dün fonda OKS anneleri dizisini bırakarak kitap okudum. Kitap okumak bana iyi geliyor. Soft kitap günümdeydi ama biraz sıktı. Bu öğlen daha hoş bir kitap almayı düşünüyorum. Neredeyse Barbara Cartland tadındaydı bu roman! Üstelik bir erkek yazmış... Sevmedim! Ama az kaldı, bari bitireyim.

* OKS de anneleri test yaparken gördüm. Yuh artık! Sen yapsan ne olacak. Sonra annem aklıma geldi. Oğluşa ders anlatmak için kitapların başına oturup notlar alan, testlere göz gezdirip oğluşa ayıran annem. Ne farkı var ki! O da SBS anneannesi.

* Dün oğluş uyumak bilmedi. Zırt pırt kalkıp yanımıza geldi, yok susamış, yok çişi gelmiş. Aklıma eski günlerim geldi. Hatırlar mısınız McMillan ve karısı diye bir dizi oynardı 70'li yıllarda. Ben oğluştan çok daha küçüktüm o zamanalar. Bu diziye bayılırdım. Dahası Rock Hudson'a kendi çapımda aşıktım. Dolayısı ile karısından pek haz etmezdim:P Neyse, bu diziyi izlemek isterdim ama annem erkenden yatırırdı beni. Ben de yok susadım, yok acıktım, yok tuvaletim geldi diye kalkar beş dakikacık da olsa sevdiğim adama (Pöh!!!) kavuşurdum. Sonraları Rock Hudsonun aslında eşcinsel olduğunu öğrendiğimde yıkılmıştım anlayacağınız. O yakışıklılığa yazık olmuş yahu!!!

* Rejim harika gitmiyor!

* Tatil için epey bi alışveriş etmemiz lazım. İyi de zaman nerede kardeşim!

Öptüm sizi sizi...

Haftasonu...

Sabah biraz panik yaşadık. Annem her sabah bize gelir ve oğluşu okula yollar. Bu hiç şaşmaz. Bu sabah okul saatine yakın oğluş aradı, anneannem gelmedi, telefona da cevap vermiyor dedi. Annemde de bizim evin anahtarı yoktu ünkü cuma günü ondan almak zorunda kalmıştım. Neyse, sen okula git oğlum dedim. Sonra arıyorum, arıyorum hatun yok! Bir saat kadar bekledim. Arıyorum iki evde de yok. Hani o saatte alışverişe filan da gitmez.

Neyse, güvenlik görevlilerini yolladım, zili çalmışlar yok. Bu arada ben anahtar yok diye bizim evi pek aramıyorum nasılsa orada yoktur diye... Bir arayım dedim meğersem bizim evdeymiş, oğluşla tan çıkarken karşılaşmışlar ama telefonu bulamadımi arayamadım dedi. Nasıl bulamadıysa... Telsiz telefon hep yerindedir, o da yoksa yatak odasındaki sabit telefon. Neyse, orası biraz karanlık kaldı.

Tabi bu arada panik ben eşimi çağırdım eve gidelim diye. O da anneme ulaştığımda gelmişti. Biz de madem geldi dedik sömestre için tatl bakalım dedik. Zaten gideceğimiz yeri belirlemiştik. Didim tura gittik. İzmit'te Kartepe diye bir yer var. Ben çocukken adı Keltepeydi. Adını hiç de haketmeyen ağaçlıklı, kışın karla kaplı, güzel doğası olan bir yerdi. Şimdi oraya Green Park Oteli yapılmış ve gidenler çok memnun. Kayak filan yapılıyor tabi. Hadi gidelim dedik. Değişiklik olur oğluşa ve bize.

Hayatım boyunca hiç kayak yapmadım.Aslına bakarsanız kaymak, kayarak düşmek, ayağımın kayması fobilerine de sahibim. Rüyamda sık sık kayıp düşme tehlikesi atlatırım mesela. Şimdi gittiğimiz dönemde bunu yapmak istiyorum. Gerçi üç günde ne öğreneceğim ama denemek istiyorum... Hadi bakalım

Geriye doğru gidiyor konuşmalarım. Şimdi Cuma gününe dönelim. Hani akşam çıkacaktık ya... Tabi çıkamadık. Ben yarım günlük iznimi kullanıp kuaföre gittim. Ya sabır diyerek saçımı boyattım. Zira boyatırken fenalık geliyor. Boya, yıka, bakım yap, fön derken üç saat geçti. O sıra eşimi aradım. Eşim telaşlı konuşuyor. Ne oldu dedim... Arabanın anahtarını bagajdan birşey alırken bagajın içine koyuyor, sonra işi bitince bir güzel kapatıyor. Anahtar da içeride kalıyor. Yedek anahtar da yok! Ne zamandır yaptıralım diyoruz ama! Neyse araba kurcalanınca da kendini tamamen kitliyor çünkü bilgisayara bağlı herşey ve hırsızlık var sanıyor. Bilgisayara bağlı olarak kapıyı açan çilingir bulundu, onun gelmesi zaman aldı tabi. Neyse eşim eve geldiğinde saat dokuza geliyordu!


Oğluşla o arada derhaneye gidip gelmiştik. Tabi o satten sonra dışarı çıkmadık. Eşim yorgundu ve tabi kendine kızıyordu. Neyse dedim, herşeyde bir hayır vardır. Belki akşam çıkacaktık, cuma akşamı herkes içiyor, Allah korusun kaza filan olsaydı. Zaten o gün evde kalmam iyi olmuş, saat on buçukta bir uykum bastırdı, erkenden yattım.

Cumartesi ise oğluşu dershaneye bırakıp Florya sahile gittik. Yürüyüş yaptık, muhteşem bir deniz manzarasında kahvelerimizi içtik, sonsuz maviliğe baktık. Yürüyüş iyi geldi. Bir de cumartesi go-kart yaptık. Deli gibi araba sürdüm:) Kendime geldim... Bunu daha sık yapmaya karar verdik eşimle. Ertesi gün de yine sahilde dolaştık. İki gün boyunca deniz havası almak bizi akşamları erkenden sızdırdı:) İyi geldi, iyi...

Rejim çok harika gitmese de fena değil. Asıl bugün başladım sayılır. Şu tatile kadar biraz versem kilo bari...

Sizler ne yaptınız, anlatın bakiim. Bloglarınızı ihmal ettiğimi biliyorum. Hepinize uğrayacağım şimdi...

Thursday, January 17, 2008

İyiyim, iyi, maşallah deyin.

Tamam, iyiyim geri döndüm. Boğazımda düğüm filan kalmadı. Sekiz saatlik bir uyku kendime getirdi Allah'a şükür.

Bugün rejimimin ilk günü. Wishciğim ile beraber başladık. Wish bir liste hazıladı ikimiz için. Aman Allahım ne katı bir liste o... Sabah beni görür vermez günlük yiyeceğim olan bir adet greyfurt, bir adet light tonbalığını önüme koydu, bir de greyfurttan önce kahve içtiğim için beni azarladı:P İşimiz var kendisi ile haaa.... Başlamadan yoruldum.

Haaa, bu arada Wishciğim sakın rejim yaptığını söyleme demişti, ben size yazıyor. Ya 70 milyon öğrenecek şimdi rejim yaptığımız! Aman kızlar rejimden bahsetmeyin, sormayın kaç kilo verdin diye, ben 15 kilo verince söylerim size:))

Öğlen yarım gün iznim vardı onu kullanıp boyaya gideceğim. İki renk kafa ile dolaşmak pek hoş olmuyor kardeş! Bir de uçlarından aldıracağım. Sonra bi fön. Akşama hazırım... Biliyorsunuz yemeğe gideceğiz. Kızlarla kaynatırım. Boyadan sonra oğlanı dershane sınavına götüreceğim ama... Sonra eve geleceğiz, giyinip çıkacağız. Sırf koşturma anlayacağınız...

Saçıma başıma bir bakayım, zayıflayayım, fıstık gibin olayım, moralim yerine gelsin. Spor da yapmalıyım bu rada hareket iyi gelecek. Haftasonu eşimle yürüyeceğiz.

Valla hayatta en önemlisi sağlık. Buna anladım arkadaşlar, hele şu ruh sağlığı çok önemli. İyi olalım, haftasonumuz iyi geçsin.

Hayat

İyi miyim, kötü müyüm? Tek bildiğim şu anda boğazımda b,ir yumru var ve beni çok sıkıyor. Sanırım bu patlama son olacak ve yarından itibaren iyileşmeye başlayacağım. Çünkü artık kendimi en dipte hissediyorum. Hepimiz kendimizi bir zaman en dipte bulmadık mı? Önemli olan o dipteki kuma ayaklarımızı güçle bastırıp kendimizi yukarı doğru hızla itmektir. Bu durumda su üzerine çıkmamız kesindir. Aksi fizik kurallarına terstir zaten! Demek ki yarına su üzerine çıkmış olacağım.

Wish ile güzel bir öğle yemeği yedik bugün. Kendimize gelmeye karar verdik. Wish kimseye söyleme dedi ama yarına rejime başlıyoruz. Hani söyleyince herkes sorar ya nasıl gidiyor rejim diyE, o nedenle söyleme dedi. Ama siz zaten yapmazsınız öyle bir şey... Bir adımdr rejime başlamak... Belki bebek adımı ama o da bir şeydir.

Kilo aldım, kendimden hoşnutsuzum. Alışveriş bile yapmak içimden gelmiyor. Hatta sadece kıyafet değil ayakkabı bile almak istemiyorum. Biraz kilo vermek gerçekten iyi gelecek bana...

İşte böyle... Başka pek birşey yok. Boğazımdaki bu yumrudan kurtulunca hayata devam edeceğim ve size söz yine eskisi gibi yazacağım... Eski Renkleri ben de pek özledim ne yalan söyleyeyim.

Gözlerimi kapıyorum, güzel şeyler hayal ediyorum. Çok uzak değil, yeter ki avuçlamak isteyeyim... Hayat ne kadar acı da olsa tatlı taraflarını bulup yaşamalıyız...

I am small and the world is big
But I'm not afraid of anything;

Tuesday, January 15, 2008

Kısa kısa

* Arkideşlerim, milli piyangonun talihlisi ben değilmişim. Amorti bilem yok. Nasıl olur Şaşırdım!Aman aslında iyi oldu. Haketmediğim, uğruna çalışmadığım bir para kafamı karıştırabilirdi. Ama hayırlı, güzel işler de yapılabilirdi. Umarım kazanan iyi işler yapar, ne oldum delisi olmaz. Üç bileti de biz almadık, hiç almam şans oyunu zaten, inanmam. İkisi bir benzin istasyonu tarafından verilmişti, birini de kayınpederim almış. Bu arada arabada iki adet, yine benzin istasyonlarından verilen kazı kazan var. Beş gündür orada öööle duruyor, karı koca bir kazıyalım demiyoruz. Çok ilgiliyiz anlayacağınız.

* Dün akşam oğluş doruklardaydı. Uykusu mu başına vurmuş bilmem pek bi hoştu. Bizi kah güldürdü, kah inim inim inletti! Akşam da uyumak bilmedi. Eşimle konuşup gülüyoruz, öyle yüksek sesle de değil, içeriden bağırıyor susun, gülmeyin diye. Takmış durumdaydı. O nedenle bağırıp durdukça bizim daha çok gülesimiz geldi, o da daha çok kızdı. Sonra da bizim sinirimiz bozulmuş olacak ki gülüp durduk ne varsa... Aman Allah ağlatmasın da...

* Dün öğlen kızlar ile öğlen yemeğine çıktık. Ne var bunda demeyin. Sevgili arkadaşım Wish ve ben öğlenleri pek çıkmıyoruz. Öğle yemeği adına yediğimiz şey sadece bilgisayar karşısında birşeyler gevelemek. İşte o nedenle arada yemeğe çıkınca çocuk gibi mutlu oluyorum... Aslında hergün yapmak lazım ama iş güç sıkıntı derken insani yaşam koşullarından da uzaklaşmış oluyoruz!

* Arkadaşım Wishin dün gece gördüğü güzel rüyayı güzel günlerin geleceği ve ikimizin de çok mutlu olacağı şeklinde yorumluyorum. İlk yorum gerçekleşir... Hep iyiye yorun.

* Yazın yeni bir dil öğrenmeye karar verdim. Şu an zamanım yok ama yazın olacak inşallah. Hızlandırılmış kurs veya özel ders alabilirsem iyi olacak. Biraz da kendime zaman ayırayım değil mi? Tenis olayını da aksatmayacağım bu yaz söz... Gerçi daha çoook var.

* Neden bütün arabalar ya beyaz, ya gri! Kırmızı arabalar nerede, sarı taksiler de olmasa! Bu sabah baktım da içim sıkıldı. Hava gri, etraf gri, kıyafetler gri. Ay çok sıkıcı!

* Bir aşırı mutlu, bir aşırı hüzünlü olmak dudağımda bir adet uçuk olarak geri döndü! Düşünün üzüntü ve stresin vücuda yaptıklarını. Kendimi kınıyorum! Çok ayıp!!! Oh işte şiş dudak ile dolaş.

* Cuma akşamı eşimin iş yerinden arkadaşları ile yemeğe gideceğiz. Evden uzaklaşmayı sevmeyen bünyem çok mutlu değil bu konuda. Oysa değişik olabilir. Kafa kızlar da var aralarında. Belki iyi gelir. Bilmem ki!

* Hayatımda bomba bir süprize ihtiyacım var. Tatile, evde dinlenmeye değil ama bundan eminim. Bayram ve yılbaşında evde de duarmadım çünkü. Kendimi biryerlere atasım var. Ne istediğimi bilmiyorum ki. Belki çıksam dışarı, koşsam, yürüsem iyi gelir. Demin Wishe sordum, öğlen dışarı yürüyüşe çıkacağız. Bak bu iyi gelebilir...

* Arkadaşlar deli deli konuştuğuma bakmayın. İyiyim... Yani belki de harekete ihtiyacım var, çok kilo aldım, hareketsizlik, yılgınlık, yer silmemek bana iyi gelmiyor.

Öptüm sizi sizi...

Monday, January 14, 2008

İşte öyle...

* Anneciğimin alçısı alındı neyse ki. Ama tabi elini çok rahat kullanamıyor. Doktor çok zorlama demiş ve bazı hareketler önermiş. Onları düzenli yapıp bir ay sonra kontrole gidecek. Dün beni kızdırdı ama.! Doktor elini zorlama demiş bizimki iş yapıyor! Biraz daha dayan dedim ama dinlemez sanırsam... E kimin annesi!

* Dün annem oğluşu aldı, bizi başbaşa bırakma inceliğini gösterdi:) Güzel bir film izledik. Romantik bir şey bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Kanlı manlı bişi idi ama sevdik. Biz de bir hoşuz! Neyse, en azından dünkü mesaim sekizde bitmiş oldu. Ama oğluşun evdeki hareketli varlığını aramadık değil. Hani üzerine saldırılmadan koltukta yatmak, su getir, çocuk için bişi yok mu diye bağıran minik bir adam sesi duymamak, yine mi film izliyorsunuz diyerek kumandaya saldıran biri ile ağız dalaşına girmemek ilginç bir deneyimdi:P

* Bence milli piyango yılbaşı çekilişinin gizli talihlisi benim. Bugünlerde o kadar uyuşuğum ki üç adet biletime bakmadım bile... E bi bakayım, belki yarın zengin bir hatun olarak yazarım. Kocaman bir parti yaparız, söz... Yalnız 15 gün buralarda süründüğüme çok yanarım boşu boşna...

* Cuma günü yarım günlük iznimi kullanıp boyaya gitsem ne iyi olur. Cumartesi Pazar zor oluyor. Malum dershane, ders, temizlik, yemek derken... Ahhh yazı ne çok özledim. Gözünü sevdiğimin yazı!

Selam arkadaşlar...

İyiyim, iyiyim merak etmeyin. Tamam, çok iyi değilim, iyileşme yolunda bebek adımları ile ilerliyorum ama haftasonu bol bol güldüm Allha'a şükür. Zaten nasıl geçti anlamadım... Anlatayım:

Cuma işten erken çıkıp annemin elini göstermeye doktora gittik, bugün açılabileceğini söyledi. Sonra oğluşu dershaneye götürdüm cuma klasiği olaraktan. Sınava girdiler yine, biz de veliler ile konuştuk. Valla iki saat boyunca konuş konuş, iyi geldi. El işi getirenler bile oluyor. Ben kitap götürmüştüm ama konuşma olunca okunmuyor, hani el işi yapıp konuşursun ama...

Zavallı oğluşum geçen hafta beş sınav yaşadı okulda. İkisi cuma günündeydi. Dolayısı ile iki sınav, ertı bir dershane testinden sonra sarhoş insanlardan farksız bir şekilde çıktı dershaneden. Eşimle çok güldük haline. Hele saat on gibi iyice kendinden geçmişti, durduk yere gülmeler, yılışmalar, üstümüze atlamalar filan. Biz de eğlenmiş olduk:)

Cumartesi hep aynı zaten. Dershane olayları. Oğluş VIP sınavına girdi gene. 7 sınav ile haftalık olarak rekor kırdı. Bol bol yemek yaptım. Valla çok iltifat da gördüm. Annem bile çok iltifat etti. Şaşırdım! (bunu Şahika edası ile söyledim ona göre canlandırın gözünüzde...) E eli mahkum, el kırık olunca! Yazık canıma...

Pazar temizlik filan ama abartmadım inanın. Sadece yemekten sonra sadece mutfak yerini silme gibi masum bir istekle işe koyuldum ve ev ahalisinin şaşkın bakışları altında tüm evi bi su siliverdim. Oh be kendime geldim...

İşte böyle... Daha iyiceyim. Allahım yarın çok daha iyi olayım, hep beraber olalım. Amin deyiverin lütfen...

Bu arada Yağmur Damlacıkımı tebrik ediyorum. Beni en iyi tanıyan bolggerlerden kendisi. Demiş ki, sendeki tatsızlığı anladım, sen her bir yoruma tek tek cevap verirdim, son zamanlarda vermedin. Canım, beni gerçekten tanımışsın. Aramızdan ayrılmanı hiç istemiyorum. İyi dostum...

Thursday, January 10, 2008

Son günlerde...

Bugünlerde pek keyifli olmadığımı yazılarımdan hissetmişsinizdir belki... Hepimizin kötü günleri oluyordur mutlaka. Aslında hayatımda kötü giden birşey de yok Allah'a şükür. Şımarıklık işte. Ama belki çok fazla şey birikti küçük küçük ve bunların birikimini yaşıyorum. Oğlanın dersleri, dershanesi, yoğun hayatına benim çok sık dahil olmam, annemin eli, ufak tefek sıkıntılar derken birkaç gündür suratım asıldı. Canım hiçbirşey yapmak istemiyor. Ne oğluşu ders çalıştırmak, ne yer silmek, ne yemek yapmak, hatta eğilip çizmemin fermuarını çekmek bile zor geliyor. Düşünün artık!!! Blog hayatı da tüm yavaşlığı ile ilerliyor!

Çarşamba akşamı sıkıntım doruğa ulaştı. İşyerinden çıkışta bilgisayarımı kaparken kalbim fena çarpmaya başladı. Sanırım genelde çok düşük olan tansiyonum yükseldi. Aşağıda arabaya binince eşime anlattım ve ağlamaya başladım. O da birşey oldu zannetti. Neyse, sonradan iyileştim ama eve gitmedik. Güzel bir yemek yedik, epey konuştuk. Keyfim yerine geldi. Allah'a şükür şimdi iyiyim. İnşallah da böyle gider. O his berbattı çünkü.

Haftasonunda yaşam enerjim yeterli olur inşallah da temizlik yaparım. Bir sürü işim de var. Yeter ki enerjim yerinde olsun...

Tuesday, January 08, 2008

Halam...

Günler, haftalar, aylar, yıllar ve dolayısı ile hayat o kadar hızlı geçiyor ki! Siz de farkındasınız değil mi? Daha dün küçücük çocuklardık, sonra genç kız olduk ve sonrası o kadar hızla geçti ki... Sanki geçmişte yaşayan Renkler ben değilim de başka birisi gibi. Geçmişi anımsadıkça sanki başkasına ait bir hayatı izliyor gibiyim. Sanki bir film izler gibi.

Bir gün gelip yaşlandığımızda anılarımızı da beraberimizde taşıyor olacağız. Aslında her yaş bir başka deneyim ama sona yaklaşmak biraz ürkütücü olacaktır... Bilemiyorum Allah hayırlı yaşlılıklar nasip etsin hepimize. Sağlıklı olalım, kimseye muhtaç olmayalım.

Hep büyük halam aklıma gelir yaşlılık denilince. Aslında babamın üvey halasıydı o. Ama biz halamız gibi severdik. O dönemin İstanbulun'da iyi bir işi olan, ayakları üstüne basan, Nişantaşında çok harika eski taş evlerden birinde oturan, giyime kuşama meraklı, yemeyi seven, gezmeye bayılan, altın aksesuarları çok seven yaşlı bir kadın olaraka anımsıyorum onu. Haftasonları sabahın erken, ama çok erken vaktinde kapımız çalındığında onun İzmit'e bizi ziyarete geldiğini anlardık. Kimbilir kaçta uyanırdı da gelirdi... O dönemde İstanbul ve İzmit kapı komşusu sayılmazdı şimdi olduğu gibi...

Her gelişinde mutlaka süprizleri olurdu bizim için. Sadece biz çocuklara değil anneme de mutlaka birşeyler getirirdi ve bunlar çoğunlukla takı olurdu. Zaten takmayı çok severdi. Altın kolye, yüzük ve küpeleri kendi tasarlar ve kuyumcusuna yaptırırdı. Çok zarif parçalar olduklarını söyleyemem ama değerliydiler. Biraz kocaman, çoğunluk ile inci ile süslü takılardı ama bunlar ile mutlu olurdu.

Bize geldiği haftasonları annem ile mutfaktan hiç çıkmazlardı. Aslen Kahramanmaraşlı olan halam oraya özel yemekleri anneme öğretir, tarif ederdi. Kendisinin yemek yaptığını hiç görmedim. Hep yanına aldığı ve kızı gibi gördüğü yeğeni yapardı evinde de...

Kendi çocuğu hiç olmamıştı halamın. Bir kere evlenmiş ama alkolik ve kumarbaz kocasına bir yıl katlanabilmişti. O kadar güçlü bir karakterdi ki adamı boşayıp çalışmaya ve hayatını tek başına yaşamayı göze almıştı. Zaten onu düşündüğümde aklıma gelen tek kelime "güç" oluyor...

İstanbul'a gittiğimizde onda mutlaka kalırdık. Eğer kuzenlerimden Mine (benden bir yaş büyük) de oradaysa keyfine doyulmazdı o ziyaretin. Koskoca evde iki kişi yaşarlardı ve Mine ile boş odalarda oyun oynamak, süslü, çok eski ve antika telefonu kurcalamak, arkadaki çalışma odasına girerek masayı karıştırmak ne zevkli idi...

Çok uzun yıllar çalıştı, o kadar yaşlıydı ama çalışmadan duramazdı. Ne yazık ki seksenlerine gelince artık yalnız yaşayamaz oldu. Yeğeni ile de küstüler. Evde tek başına yaşamak istemedi. Sahip olduğu evlerin ikisini kendisine bakması koşulu ile verdiği erkek kardeşi ona kazık atmıştı. O da emekli sandığının Etilerdeki Huzurevine gitti. Epey para ve rüşvet ile, eski güçlü arkadaşları vasıtası ile girebilmişti oraya, yoksa kolay değildi. Evet, huzurevi çok güzeldi, odası tek kişilik, otel konforundaydı. Orada bir sürü arkadaşı olmuştu. Kendinden çok geçnçlere bile baka oydu aslında. Ama sonuçta bir huzurevindeydi.

Zamanında anneme büyük iyilik de yapmıştı. Ev alırlarken bileziklerini hemen çıkartıp vermiş mesela. Ama aynı şekilde çok kötülük de yapmış. O nedenle annem biraz kırgınlık da duyuyordu. Ama yine de onu hep evimize aldık, yine eski günlerdeki gibi istediği yemekleri yapılırdı. Annem son günlerinde de hep yanında oldu. Elinden geleni yaptı.

Son gelişinde bana çok sevdiği inçi küpelerini vermişti. Üzüm salkımı şeklinde, altından da yaprakları olan küpeler... Beni çok farklı tutardı bir sürüyeğeninden. Yine inciden piramit şeklinde bir yüzüğü vardı o takımın. Bir dahaki gelişinde onu vereceğim demişti. Bir dahaki sefer olmadı... Anı olarak küpeleri saklarım. Hiç takmadım, altın da olsa bünyem küpeyi kabul etmiyor çünkü. Ama anlamlıdır hediyesi benim için.

Öldüğü akşam çok ağlamıştım. Aslında daha çok sevdiğim aile bireyleri vardı, bir de anneme yaptığı kötülükler için son zamanlarda kızmıştım da ona. Ama orada, bir huzurevinde yalnız ölmesi çok etkilemişti beni. Yine son anında yanında olan annem olmuştu...

Allah hiç birimizi yalnız koymasın, kimseye muhtaç etmesin. Allah halacığımı nur içinde yatırsın...

Sunday, January 06, 2008

Tmövbe tövbe, pazartesi pazartesi sinir oldum yine!

Günün konusu sabah kahvaltımı ederken belli oldu. Biliyorsunuz epey bir süre haberleri izlememiş, biraz herşeyden uzak kalmaya çalışmış, yani kısaca kötü haberlerden kaçmıştım. Ama hep devekuşu gibi yaşanmaz! Kafamız gömük yaşayamayız. Biz bilmesek de sorunlar hep var ve bir çok insan acı çekiyor.

Bombalama olayı hala beni incitmeye devam ediyor. Hala her kahvaltıda haberleri izlediğimde ağlıyorum. Gencecik bir öğrencinin o yaşta şehit olması,i annesinin konuşmaları acaba hangimizin canını acıtmıyor? Nasıl bu kadar duygusuz ve kör olabiliriz ki? Bu yapanlara insan demek mümkün mü? Ya hayvan demek? Hayvanları aşağılamaz mı?

Evet, hayat devam ediyor ama bu acı olaylar kendi adıma konuşayım tüm enerjimi aldı gitti. Ama onların da istediği bu! O nedenle tekrar gücümü toplamalıyım.

Bu sabah haberlerde izlediğim şey aslında bu kadar kötü değildi ama sinir oldum. Üniversitelerin aynı Amerika'da olduğu gibi paralı olması düşünülüyormuş! Hemen korkup kızmayın canım! Parası olmayanlara 10.000 YTL gibi bir kredi verilecekmiş, öğrenciler de okul bitince ödeyeceklermiş bunu. Aaaa neyse içim rahatladı!!!

Arkadaşlar, eğitim sistemimiz düzeldi, herşey mükemmelleşti, vatandaşların alım gücü yükseldi, herşey har,ka oldu da benim mi haberim yok? Hala aynı ülkede değilmiyiz? Neden paralı olsun ki üniversiteler? Tamam burs veriyorsun diyelim, bu devirde üniversiteyi bitirince hemen iş bulunuyor mu? Bulunsa da hayatını mı kuracak o çocuk, yoksa borçları mı ödeyecek, yoksa askere mi gidecek... Herşey yine aileye kalacak. Aile de zaten o saatte emekli olmaya çalışıyor. Offf... İçim sıkıldı. Karamsar mı bakıyorum olaya, haklı mıyım. Söyleyin Allah aşkına. Hadi bunu anketimizin konusu yapalım... Lütfen katılınız, buraya da yorum yazınız.

Çok öptüm, iyi pazartesi sendromları:)))))

Friday, January 04, 2008

Acı...

Nasıl bir dünyada yaşadığımızı anlayamıyorum. Bu kadar büyük bir kinin nasıl oluştuğunu, insan canının nasıl bu kadar basite indirgendiğini, Allahın verdiği cana nasıl bu kadar rahatlıkla kıyıldığını, hele çocuklara, o masum insanlara nasıl haince saldırıldığını! Çok üzgünüm. Artık sabrım kalmadı. Ölen iki yavru ve diğer şehitlerimiz için o kadar üzgünüm ki ne desem, ne yazsam boş! Yeter artık! Buna bir son verilsin artık! Allah yavrularımıza rahmet eylesin. Nur içinde yatsınlar...

Allahım, ülkemizi koru ne olur...

Wednesday, January 02, 2008

Sizin dörtgeniniz ne?

Bu performans ödevleri beni öldürecek arkadaşlar! Hocalar anlaşmış gibi aynı zamanda bir sürü ödev veriyor. Ödev verildiği zaman bana söylemeyip son gün bana haber veren ve akşamlarımı ödev hazırlamaya yardım etmek ile geçirmemi sağlıyan oğluşuma burada sevgilerimi yolluyorum! Dün yine annem beş gib,i arayıp müjdeli haberi verdi, bir de araştırma konusunu söyledi. Biz yazıları bulduk internetten, sen de resim çıktısı al dedi. Bizde printer yok da...

Yani anlayacağınız güzel ve eğlenceli bir akşam geçirdik. Aşkımı da otuırttum masaya, grafik çizdirdim. Herkes birşeylerin ucundan tuttu. Ama benim çok içime sinmedi. Oğluş yeter iyi diyor. Bendeki mükemmeliyetçiliğin zerresi yok oğluşta... Neresi iyi diyorum ağlıyor. Off... Neyse bakalım ne olacak.İki akşam önce de Türkçe yazısını yazdı uyuklaya uyuklaya. Bir gece önce geç yatınca ve sabah erken kalkınca hortlak gibi olmuştu. Yığıldığı yerde uyuyordu. Bir de o kadar ödev vermişler ki. Yazı geç vakite kalınca zor oldu tabi.

İşte böyle. Cumartesi akşamı arkadaşlar ile epeyce kalabalık biryerlere gideceğiz. Benim için değişiklik olacak. Ne zamandır iş-ev-okul-dershane dörtgeninde mutlu mesut yaşıyordum:) Ya sizin dörtgeniniz, üçgenini, beşgeniniz nedir? Aman Allah sağlık versin de... Son zamanlarda sağlıktan ve aileden başka hiçbirşeyin aslında önemli olmadığını düşünüyorum. Aslında hep böyle düşünmek lazım.

Haftasonu boyaya da gitmeliyim. Eve de iyi bir temizlik lazım. Hiç birşeye zaman bulamıyorum. Annemin de evi bir bakım gerektirir şimdi. Gerçi o dayanamaz tek kolla kalkar temizlik filan yapmaya kalkışır. Duramaz ki yerinde...

Öptüm sizi...

Tuesday, January 01, 2008

Güzel bir 2008 dileği ile ilk yazım.

Sevgili arkadaşlarım, hepinize teşekkür ederim. Geçmiş olsun dilekleriniz ve yeni yıl kutlamalarınız için... Anneme de ilettim, çok teşekkür etti.

Tam yeni yıl arifesinde oldu bir talihsizlik. Ama Allah'a şükür kötü bir kırık değilmiş. Yine de hafif ağrı yaptı tabi. Bir de 15 gün alçıda duracak olması sıktı annemi. Onun gibi yerinde duramayan bir kadın için büyük ızdırap. Dün zorla bizde kalmaya razı ettim. Bir de inatçı! O hali ile kalkıp tek kolla birşeyler yapmaya çalışıyor. E kadın bir dinlen, bir otur artık dedim. Ama dinler mi!

Pazar akşamı dolma sarmaya bana yardım etmeye gelirken sitelerin arasında bir çukura basıp düşmüş. Bu çukur neredeyse bir aydır vardı. Aslında baskı yapıp kapattırmak lazımdı , genelde de bunu yaparım ama işte benim de basiretim bazen bağlanır. Bu olaydan sonra site yönetimi ile biraz sert konuştuk. Tabi bir sürü özürler, telefonlar... Aylardır bozuk olan yol hemen bir günde yapıldı. Demek ki olabiliyormuş. Üstelik bu yer tam kapalı otopark girişinin hemen yanı, güvenlikçilerin ve giren öıkanın her an gördüğü bir yer. İlla bir olay mı olması gerekiyor! Bizdeki bu mantalite bitmeden hiçbirşeyin düzelmeyeceğine iyice inandım artık.

Yeni yıl akşamı çok özel bir akşam olmadı benim için. Zaten herhangi bir günden çok farklı bakmam. Sadece aile ile beraber olabilmek için bahane işte. Güzel bir sofrada kalabalık bir yemek, çocukları eğlendirmek için hazırladığım hediye çekilişlerinin yapılması, hediye tartışmasına giren çocuklar, onları oyalamak için oynanan ve her seferinde birinin mızıkçılık ağlayışı ile son bulan oyunlar, çekilen bir iki foto, milli piyango bana çıkarsa hayallaeri gibi klasikler ile geçirdik yine bu geceyi de. Gece epey geç evimize dndük. Oğlum kendini zor attı yatağa.

İşte böyle... Sizler neler yaptınız?