Sunday, October 08, 2006

Gene pazartesi, Gene sendrom...

Sevgili arkadaşlar,

Umarım güzel bir haftasonu geçirdiniz. Çalışan bayanların haftasonları birbirine çok benzer değil mi? Ev ile ilgilen, çocukla ilgilen, derslerini yaptır, alışveriş yap, yemek yap ama bu ara dostları da ihmal etme... Hep aynı hep aynı. Ama ne olursa olsun güzeldir...

Cuma akşamı pestilimiz çıkmış bir şekilde koltuklara uzanıp korku filmeleri izledik. Oğlum bize bakıp "ne, yine mi korku filmiii" diyerekten kendini odasına kapatıp bilgisayar oynadı ve bizle ilişiğini kesti. Benim gibi korku filmi meraklısı bir kadının korku filminden korkan bir çocuğu olması ilginç, yok zaten izlemesin bu yaşta, ama ben o yaşta da bu türün meraklısıydım ve bu tip filmleri asla kaçırmazdım. Neyse saat 12 gibi koltuklarda sızmaya başlayaınca hadi yatalım dedik ve sabah ona kadar uyuduk! benim haftasonları sekizden sonra kalktığım pek vaki değildir, bu nedenle eşim hasta olduğuma karar verdi ve beni gözetimde tuttu o gün:-)

Cumartesi birkaç haftadır süregelen sorun yaşama anlarında evde olmamak (konuyu anlatıp canları sıkmak istemiyorum) için eşimle kendimizi evden dışarı attık. Oğlum zaten arkadaşıyla sözleşmişti ve annem de evdeydi. İnsan (insan demeyelim de kadın daha uygun olur) kendini dışarı atarsa ne olur? Tabi ki alışveri yapılır. İlk önce Metroya gidip kıtlıktan çıkmışa benzeyen her market insanı gibi dolu yiyecek aldık. Neden bilmem büyük bir markete gidince gerekli gereksiz herşey alınır! Hele bi de açsan. Neyse orayı atlattık ki yolda mağazalara gözümüz takılıp duruyordu. Biz de inip aklımızda kalacağına üzerimizde kalsın diyerek bi sürü kıyafet aldık. Ama cidden ihtiyacımız olan şeylerdi. Kıyafet almak için zayıflamayı beklemekten vazgeçtim. Çünkü o nedenle yazın üzerime hiç birşey alamamıştım. Baktım zayıflayacağım yok, hiç olmazsa cici birşeyler alırırm da keyfim yerine gelir diye düşündüm. Çok kokoş şeyler buldum kendime kızlar... Hele bir tunik var ki üzerinde böööle pembe kurdela ve çiçekler filan var, çok kokoş, çok tatlı, tam benlik. Alışverişe düz ayakkabı ile çıkmıştım, tabi etekleri denerken olmadı, bir ayakkabı getirdiler, aman tanrım ne idi o! Bantlı, açık bir ayakkabı, o ince uzun topukların şıklığı, ayakkabının rahatlığı, ne hoş birşeydi. Eşim de bayıldı, alalım dedi. Fiyatını sorduk, %50 indirimdeymiş yaşasın! fiyatı altındaki etikette yazıyor dedi adam ben içeride kabindeyken... Bir baktım 1200 YTL!!!! Yarısı 600 YTL! Hadi oradan... Tabi marka bir ayakkabıydı ama yani bu paraya insanlar bir ay ailelerini geçindiriyorlar. Ülkemizdeki insanlar arasındaki uçurum bir daha gözümün önüne geldi. Neyse iyi parçalar seçtim, adam ayakkabıyı alacak mısınız diyor. Yok kalsın dedim, fiyatı ile ilgili yorum yapmadım, adam ne yapsın ki. Erkek reyonuna çıktık ki en çok vakti orada geçirdik. Ben bir tarama yapıp eşimin beğeneceği şeyleri buldum. Sonunda tüm reyonu oradaki görevli adamdan daha iyi biliyordum, adam bunu nereden aldınız diye soruyor! Eşim çok zevklidir, bir çok şey beğendi ama hiç birşey almadı. Başka yerlere de bakmalıymış, öyle hemen neden ilk beğendiğine atlayacakmışsın? Ben buna katılmıyorum. Bir parçayı beğendiysem, ona aşık olduysam, tabi fiyatı da bana uyarsa mutlaka alırım. Çünkü bilirim ki başka yerde daha iyisini bulamam, aklım onda kalmıştır çünkü.

Akşam bir komşumuza iadei ziyaret yaptık ve hoş vakit geçirdik. İyi insanlar ve onları bulduğumuza sevindim...

Pazar günü de işte öyle geçti. Bu hafta bir sunumum var ona biraz baktım. Oğlum ingilizceden 36 almış! 100 üzerinden! Ama kadın bunların eski bilgilerini sınamış. Bizim oğlan eski İngilizce hocası yüzünden İngilizceden nefret etmiş durumda. Kadın sıb-navda arkadaşından silgi istedi diye kağıdını almış, 0 atmış... Bizimki arkadaşı ile konuşmuş da olabilir ama kopyadan anlamaz ve asla çekmez, bundan eminiz. Zaten onlar daha kopya uyanıklığına ve becerisine pek ulaşamadılar. Neyse bazı hocalar insanları dersten soğutmayı iyi beceriyorlar. Bizimki de bu ruh hali içerisinde İngilizceyi kafasına almamakta inat ediyordu. Dün oturduk, daha he, she ,it de is takısının geleceğini bilmiyor ve öğrenemiyor! Durumu eşim ele aldı ve çok güzel bir şekilde küçük renkli kağıtlara özneleri ayrı ayrı yazdı ve her birinin arkasına takıları yazdı, onlarla çok güzel açıklayıp odasına gittiler ve onları bir yerlere yapıştırdılar. Bizimki bu şekilde hemen kaptı. Eşim yutdışında yaşayıp epğitim aldığı için eğitim sistemimize pek bir kızar ve onlşarın eğitim sistemi ile yaklaşıldığında çocuğun çok daha kolay alacağını söyler ki bugerçekten de işe yarıyor...

Neyse her güzel şey gibi bu haftasonu da geldi ve sevgili pazartesi sendromumuza kavuştuk. Bu haftam çok yoğun ve stresli olacak. Çarşamba çok önemli bir toplantım ve bu toplantıda İngilizce sunumum olacak. Arkadaşlar ne olur bana dua ediniz.

Renkli ve başarılı haftasonu geçirmemiz ümidiyle:-)

21 Comments:

Blogger cenebaz said...

İyi haftalar olsun. Bu sabah tv'de gösterdi. 43.000 YTL yani 43 milyara) bayan çantası. Oha dedim. Neredeyse daire fiyatı ve bunu TC sınırları dhilinde biri (adı açıklanmadı) almış, kullanıyormuş. Gerçekten gelir adaletsizliği had safhada.

11:44 PM

 
Blogger renkler said...

Sevgili Çenebaz,

Hayır o çantayı neden yapıyorlar, en kalıiteli malzeme veya işçilik de olsa o kadar edemez. Onu alan kişiye de hayret ediyorum. O para ile kaç kişiye yardımcı olunur veya hayat kurtarılır. Tedavisini, parasızlıktan yapamadığı için ölenler var. Bunları düşündükçe sinir oluyorum...

12:12 AM

 
Blogger Mercan said...

Öncelikle sunumun iyi geçer inşallah diyiyorum.
Valla ne iyi bi kocan var Renkler. Benimkisiyle öyle saatlerce alışveriş yap, görülmüş şey değildir;)
Hele kendisine bişey alıcaksa, evde önce karar verir (türüne, rengine vs)
Sonra (zaten alışveriş yaptığı mağzalar belli olduğu için), gider nokta vuruşu yapar. Hemen dener ve alır. 10-15 dk da bitmiştir alışverişi. Sıra bana gelince de başlar "hadi, hadi" demeye:)
Bu yüzden genelde kendim için yapacaksam, yalnız çıkmayı tercih ederim:)

2:11 AM

 
Blogger renkler said...

Sevgili Mercan,

Allaha şükür bu konuda şanslıyım. Hatta bazen ben alışverişten sıkılırım, o mutlaka birşeyler seçer ve denememi ister. Genelde zevkine de güvenirim. Zaten giyim, eşya vs konularda uyuşuruz. Arada bana beğendiği kıyafetleri alır gelir. Yalnız beni pek bir ince görüyor galiba, bedende biraz küçük olanları alır:-)

2:24 AM

 
Blogger Asortik Krep said...

Kaç yaşında olduğunu merak ettim :)

2:43 AM

 
Blogger renkler said...

Asrtikçiğim benim yaşımı mı merak ettin:-) 35 hatta diyebilirim ki 36... Aralıkta doğumgünüm var.

Neden sordun:-)

2:54 AM

 
Blogger Mercan said...

Aralığın kaçı? Benim 5 aralık da:)

3:07 AM

 
Blogger Gamzeli said...

Ayy ne güzel hoş vakitler geçirmişsin aldıklarınıda güle güle kullan ve ye :)
Allah senin yanında olsun her zaman ve bu haftanın nasıl geçtiğini hiç anlama :)

3:12 AM

 
Blogger renkler said...

15 Aralık Mercancığım...

İyi dileklerin için teşekkür ederim sevgili Gamzeli... Ah bir bu iki hafta geçse, hayırlısı ile bayram olsa...

3:17 AM

 
Blogger zeyno said...

1...Korku filmi sevmeyen bir anneyim ve korku filmi hastası 1 değil 2 çocuğa sahibim. Bu da ilginç değil mi??

2...Pembe tuniğin resmini istiyoruuuz....

3...Pazartesi sendromundan nefret ediyorum.

4...Sunumun için dua edeceğim...

3:41 AM

 
Blogger damak tadı said...

Sevgili Renkler,
Bende senin gibi korku film hastasıyım.Özellikle gece yarısı başlayan ve evde kimsecikler olmadığı zaman seyrettiğim filmlerden acaip zevk alan sadist birimiyim ben.?? Halen bilemyiorum..)) Kıyafetlerini de iyi günlerde kullan çok da güzel yapmışsın..Alışverişi kim sevmezki hepimiz sanırım alışveriş canavarıyız veya içimizde öyle bir canavar yetiştirmiyoruz mu? Çantalara gelince bu tür hastalığı olan kişiler var,birde basın önüne çıkanlara ne demeli.Parası olan alıyor işte.)Birine yardım yapılacak biraz katkıda bulunabilirmisiniz dendiğinde de ayy hiç param yok diyenlere ne demeli.) Bunun gibi neler var neler.Bu konu çok uzar gider bence.Aldıklarınızı ağız tadı ile yiyip,cicilerini de iyi günlerde kullan.Sana ve ailene çok güzel bir hafta diliyorum.Umarım çarşamba günü allah yardım eder,başarılı olursun ki inanıyorum.Sevgilerimi gönderiyorum..Gül

4:44 AM

 
Blogger bocuruk said...

Umarım sunumun iyi geçer. Allah kolaylıklar versin. Bu arada sizdekinin tersine ben korku filmlerini korkup etkilendiğim için seyredemem ama güzel prensesim bayılır korku filmi izlemeye. Ve babası ile film zevkleri çok paraleldir. Bense farklı macera türü yada romantik filmleri severim. Pazar öğleden sonra biz de "Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü" filmini izledik. Gayet güzel olmuş, hoşça vakit geçirdik bolca da düşündük tabii. Tarihin tekerrür ettiğini...Bu arada benim eşimle de pek alışverişe çıkılmaz. Onun da neredeyse herşeyini ben alırım. Görüşmek üzere canım :)

5:03 AM

 
Blogger renkler said...

Sevgili Zeyno,

1) Arada çocuklarını bana yollar mısın?
2) Tunik aslında gri ama pembe kurdela ve ponponu var. Fotoğrafını çekmeyi ben de düşündüm, çekerim...
3) Aslında bugün öyle yoğun ki sendromu bile doya doya yaşayamadım.
4) Çok sağol

7:03 AM

 
Blogger renkler said...

Sevgili Gülcüğüm,

Güzel dileklerin için çok teşekkür ederim, umarım sen de renkli bir hafta yaşarsın. Hayat işte, koşturmakla geçip gidiyor.

Sevgili Bocurukçuğum,

O güzel prensesini arada bir bana yolla da güzel güzel korku filmleri seyredelim beraber... Ben bir de komedi filmlerini çok seviyorum. Onun dışında duygusal film izlemeye gelmiyorum, içim bir fena oluyor. Hele sanatsal ağır filmlerin çoğu beni çok bunaltıyor. Bir akrabm iyi bir sinama setyircisidir. Oldukça da entellektüeldir. Bir akşam onlara gittim, bir baktım Ullis'in gözyaşları mı ne bir film var (İsim yanlış olabilir) Allahım ne yavaş, ne sanatsal bir film! Herkez pür dikkat filmi izliyor. Bir de ışıkları beyaz floresan, hiç dayanamam. Bir kadını ne çirkin gösterir o ışık... ve aynı zamanda psikolojik etkileri pek hoş değildir. İki olumsuz etki birleşince beni bir bunalım aldı. Üstelik o gün o hepimizin sevdiği cumaydı. Valla o film en mutlu insanı bile bunalıma sokardı.Bir de uzundu, izle izle bitmiyor. Ne Ullis kim onu anladım, ne de neden gözyaşı döktüğünü.Ben de erkenden tüydüm oradan. Bu da böyle bir anımdı:-)

7:16 AM

 
Blogger KUGUU said...

Aldiklarini gule gule giy ve Carsambaya bol sans:)

10:30 AM

 
Anonymous Anonymous said...

Ayakkabi cidden ucmus, universite 3. siniftayken bir magazada cantalara bakiyordum,(ismi lazim degil:)), bir tanesini gozume kestirdim, fiyati 160 milyondu(4 sene once:() ve ben o cantayi almayi kafama koydum, gece eve gittim, yok uyuyamiyorum o canta benim olmali, ertesi sabah ilk is magazada aldim solugu, aa o da ne, canta 180 miyon olmus bu sefer(yani almamam icin her turlu neden var) ama ben o genclik ve cahillikle o cantayi aldim, simdi dusundukce cok uzulurum, en fazla 10 kere takmisligim vardir, canta orjinal ama herkeste sahtesi oldugu icin orjinal mi sahtemi oldugu da anlasilmiyor, oyle bosu bosuna gitti yani... simdi asla ve asla canta ve ayakkabiya o kadar para harcamiyorum, genelde indirimleri takip ediyorum... Birde insan parayi kendisi kazanmaya baslayinca harcarken daha dikkatli oluyor :) ben aldigin cicilerin resmini de gormek istiyorum, renkli bir bloga cici resimler yakisir degil mi?:)

sevgiler,
Banu

11:34 AM

 
Blogger Asortik Krep said...

Eğer İstanbulda bir okuldan mezunsan benim çok mimar arkadaşım varda onun için sordum :)

12:53 PM

 
Blogger renkler said...

Sevgili Kuğu,

Teşekkür ederim:-)

Salıncakta iki kişi,

Bu ayakkabı ve çanta ile ilgili bir anım var. 17. yaşgünümde annem Nişantaşındaki çok ünlü bir ayakkabı mağazasından çok şık bir ayakkabı almıştı bana. Cidden hoş birşeydi. Öyle akıl almaz fiyatı yoktu ama yine de normal mağazalara göre pahalıydı. Ama farklılığı kendini gösteren bir ayakkabıydı. Bir de onun çantası vardı. Anneme yalvardım onu da alalım diye. Ama pahalıydı tabi... O da alamayacağını belirtti. Ama gitti, kendine bir çanta aldı! Bu bana çok koydu. O gün de yazık maaşını almıştı ve çantasında taşıyordu. Benim annem pek öyle çantamı tutayım, aman çalınmasın filan diye dolaşmaz, çantasını sallaya sallaya dolaşırken birden kapalı bir kadın ona yaklaştı, birşey dedi, bu anlamadı... O anda Nişantaşı zaten kalabalık bir anda anlamadık bir grup yanımızdan geçti. Neyse eve gittik ki çantadaki cüzdan ve dolayısı ile annemin parası yok. Sanırım o anda birşeyler olup bize oyun oynadılar. Ama işlerinin ehlilermiş, haklarını yemeyelim. Hani bu kadar uğraşsalar profesör olurlarmış. Neyse, anneme bak bana almadın böyle oldu diye kızdırmıştım o gün. Ne hainmişim... Yazık anneciğim o ay zor idare etti. Ama olsundu, benim güzel bir ayakkabım, Onun da çantası vardı, karnımızı doyururdu:-)

Sevgili Asortik,

Yıldız mezunuyum, ITÜ de de yüksek yaptım. Belki ortak dostlarımız vardır:-)

10:47 PM

 
Blogger Ebru said...

Renklerciğim korku filmlerini bende çok severim. Çocuklarım korku filmi sevdiğimi henüz bilmiyor. Gerçi onların izlediği çizgi filmlerde senin de bildiğin gibi korku filmine benziyor. Yeni kıyafetlerin hayırlı olsun. Ben de alışveriş yapıp yeni şeyler aldığım zaman kendimi çok mutlu hissederim. Eşimde öyle hissediyor mu onu bilmem? :)) Çok sık değil ama az ve öz alışveriş yaparım. Bende pazartesi sendromu yok. Neden mi hafta sonları benim minik canavarlarla çok yorucu geçtiğinden pazartesi olsa da işe gitsem demediğim hafta sonu çok az gibi :)). Ayrıca sunumunda sana bol şans. Sevgiler...

7:02 AM

 
Blogger ceyda'nın tükkanı said...

Ben şahsım adına pazartesilere bayılıyorum:)) Ofiste bana iyi bakıyorlar:) Yeni cicilerini güle güle giy ve sunumda bol şanslar:)

8:01 AM

 
Blogger Asortik Krep said...

Senin e-mailin olmadığı için bana mail atarsan sana arkadaşlarımın adını yazabilirim.
asortikkrep@hotmail.com

3:14 PM

 

Post a Comment

<< Home