Monday, October 02, 2006

Kızınızın Çeyizi Hazır mı?

Ben kendimi bildim bileli bir çeyiz bohçam oldu. Evet, şu yandaki gibi cicili bicili güzel bir sandığım olmadı, ama annem kocaman gömme dolabının üst kısmında süslü bohçalar içerisinde çeyizlerimi saklardı. Bu bohça sayısı gün geçtikçe arttı ve o dolaba bile sığamaz oldu. Sıra benim dolaplarıma, hatta salondaki büfeye geldi. Neyse erken sayılacak bir yaşta evlendim de annem o yükten çabuk kurtuldu:-)

Annem ben daha bebekken ilk olarak bir "don" atmış bohçaya:-) Yanlış okumadınız bir kilot. Efendim adet böyleymiş, ilk bir don alınırmış ki çeyiz donansın... O kilodun (afedersiniz ikide bir bu kelimeyi söylüyorum ama annemin çeyize verdiği önemin mahiyetini daha iyi anlatmam için uzun hikayenin başından başlamam lazım) kerametinden midir, annemin hamaratlığı ve alışveriş düşkünlüğünden midir nedir çeyizim gayet iyi idi. Efendim yine o kelimeyi kullanacağım özür dilerim, o kilodu hiç unutmuyorum: 70'li yılların zevkini yansıtan kırmızı çiçekli birşeydi... Yani çocukken bile ona bakar, ya ben bunu giymem diye düşünürdüm. Ama biliyor musunuz evlendikten sonra giydim... Belki de bunun bir anı, üstelik gülümsetici bir anı olduğunu bildiğim için...

Çocukken annem evde olmadığı zamanlar dolaptan bohçaları çıkarıp her bir parçayı incelerdim. Ne rengarenkti o bohçalar... Özenle yapılmış danteller, iç çamaşırları, ipek gecelikler (ki annem diker ve dantellerle, fiyonlar ile süslerdi), kenarı oyalı yemeni ve tülbentler (ki onları sonradan bir ara antika bir mangal içerisine koyup kullanmıştım dekorasyon adına),masa örtüleri, dışarıdan ekstra becerikli kadınlara yaptırılmış özel yatak veya masa işleri ve daha neler neler renkli şık keseler içerisindeki kokular eşiliğinde saklanırdı. Bunlara bakar, bazen de eve gelen arkadaşlarımla dağıtır, sonra da sözde toplardık. Her seferinde bohçaların açıldığı annem tarafından anlaşılırdı. Nasıl anlar bilemezdim, sonra anladım tabi. Annem öyle düzgün, öyle özenli koyar ve sarardı ki bohçaya... Kendileri de işli ve süslü bohçalar nazar boncuklu çengelli iğnelerle düzgünce kapatılırdı. Ben kimbilir nasıl tıkıştırırdım onları... Hala da hiç bohça yapamam, kapatamam, valizi bile düzgün hazırlayamam. Annemden bu tip bir yetenek ve sabır geçmemiş bana!

Bir de bohçaya konmayanlar vardı. Mesela müstakbel eşin bornozu! Annem sanırım kısa bir adamla evleneceğimi düşünmüş ve güdük gibi bir bornoz almış. Bunu ona düşündürüen sanırım şu oldu: Şimdi efendim annem uzun boylu değildir, hatta kısadır (kusura bakma anneciğim)... Babam ise uzun incedir ama herhalde "bu kız da benim gibi kısa olur, Onu alacak adam da uzun olmaz ya" diye düşündü (Allaha şükür ki düşündüğü gibi kısa boylu bir kızı olmadım:))

Bir de tabak çanak meselesi var: Annem benim hatırlayabileceğim ama çok da büyük olmayan bir yaşımda yine 70'lerin zevkini taşıyan bir tabak takımı almıştı. Bu tabak takımının 12'şerli parçalardan oluştuğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Valla ben evlenince saydım sırf düz ve çukur tabağı 36'şar kişilikti. Bunu anneme söyleyince 12 kişilik aldığını iddia etti, ancak ona gösterince ikna oldu. Ben 12 kişilik kısmını anneme verdim. Hayır 36 kişi yemeğe gelse zaten ben kendimde olamayacağım için o kadar tabağın olması çok önem taşımaz değil mi? Hala o tabakları arada bir kullanırım. Aslında beyaz ağırlıklı klasik de sayılabilecek bir takım ama ben renkli şeyler seviyorum. Yani baktığımda bembeyaz, belki yanları altın yaldızlı porselenler çok güzel, çok zarif ama ben sevdiklerimi rengarenk bir sofrada ağırlamayı daha çok severim. Ama daha resmi misafirler için ciddi takımlarımı çıkartırım...

Sonra gelelim tencere setime: Hiç unutmuyorum, o gün annemin günü vardı. O sıra bu çelik tencereler yeni yeni popülerleşiyordu ve dolayısı ile pazarlamacılar ev ev gezip tanıtım yapıyorlardı. O gün böyle tipler geldi annemin gününe. Kadınlar da epey meraklılardı bu işe. Biz çocuklar bile odalarımızdan çıkmış adamın şovunu izliyorduk. Adamlar ciddi ciddi yemek de yaptılar, hiç unutmam köfte- pilav, pişerken üstte buğulanmış sebzeler filan. Bu set de ben diyim 50, siz deyin 100 parçaydı!Şaka bir yana rendeden reçel kazanına, metal tuzluklardan, cezvesine herşey ve boy boy tencereler vardı. Yalnız annem bu takımı bana yar etmedi. Kendisine en ideal 2 boyu, abime müstakbel gelin için birkaç boyunu verdi. Bana kalakala en büyük ve en küçük ikişer boy ve gereksiz alet edevatlar kaldı... (Tamam anneciğim kızma, gayet işime yaradı onlar)

Bir de büfesinde sakladığı bordo ve çok modern, pop tarzı likör bardakları (ki onları çok severim), kesme ve kristal bilumum oymalı kakmalı su, çay, viski, şarap vs bardakları vardı. Jumbo çatal bıçak setini de unutmayalım ki çeyizimin içinde en hayat kurtarıcı onlar oldular.

Genç kızlığımda pek bu çeyiz olayı ile ilgilenmedim ama annem inatla beni kolumdan sürükler, alışveriş yapardı. Hayır beni niye götürürdü bilmem, çünkü sonunda kendi beğendiğini alırdı:-) Aslında ben de zamanla konu ile ilgilenmeye ve fikir beyan etmeye başladım. Sonuçta onları ben kullanacaktım değil mi?

Şaka bir yana anneciğime verdiği emekler nedeni ile teşekkür ederim. O bunları severek yaptı, eşyaları severek aldı, bir görev gözü ile değil kızına bir sevgi işareti olarak o çeyizi hazırladı. Onu çok seviyorum ve teşekkür ediyorum. Ayrıca sırf annemin değil, teyzemin (dantelleri, mutfak önlükleri, tutmaçları), anneannemin (örgü şalları), babaannemin (antikaları), annemin Amerikalı arkadaşının (cici tabaklar,pankek tenceresi ve wok tenceresi) ve bazı dost ve akrabaların hatıraları da vardır çeyizimde. Aralarında kıyamadığım, bu nedenle hiç kullanmadığım o kadar çok parça var ki... Belki bir kızım olursa ona veririm, ya da gelinime:-)

Ayrıca ben de oğluma çeyiz hazırlayacağım, artık erkek anneleri de bir şeyler yapıyormuş duyduğuma göre. Ama ben gelinle çıkarım alışverişe, sonuçta onların zevki kimbilir nasıl olacak değil mi?

Çeyiz olayı belki eski görkemini yitirdi, en azından büyük şehirlerde, modern hayatlarımızda. Ama bence yine de devam ettirilmesi gereken güzel bir gelenek... En azından yavrularımıza sevgi ile hazırlanmış veya alınmış bir iki parça bırakmak güzel olmaz mı?

Renkli günler:-)

12 Comments:

Blogger tontontombo said...

Ben de annem bana sürekli birşeyler alırken; ben bunları kullanmam, boşuna alıyorsun derdim ama hepsi çok işime yaradı; yaş ilerleyince bakış açısı değişiyormuş, iyi ki almış. Benim de annanemin yurtdışından getirdiği bir dolu süs ve mutfak eşyası vardı, fincan takımları filan. 4 kareşiz, herkes evlenirken seçe seçe götürdü, sona kalan dona kalır misali: 6 su bardağı, birkaç küllük ve kahve fincan takımı kaldı bana:)

1:40 AM

 
Blogger cenebaz said...

O don için bizde "Don, donansın" denir. Benim çeyizim için de öyle yapmışlardı. Ben de hamile olduğumu öğrendiğimde ilk iş bir bebek donu alıp oğluşum için aldığım şifoniyere onu koymuştum. Sonra diğer giysileri almıştık. Ama inanıyorum hala çok şanslı bir çocuktur. Giysiden yana hiç derdimiz olmadı. Sen de oğlunun çeyizi için aynı şeyi
yap.

2:14 AM

 
Blogger renkler said...

Sevgili Tontontombo,

Ben de onca eşyaya rağmen annemden süs eşyaları, heykeller, bardak çanak filan da almıştım... Hatta hala anneme gittiğimde onun bir dolabı vardır, kullanmadığı eşyaların olduğu, oradan birşeyler aşırıp dururum:-) Ne süs eşyasıymış bu al al bitmiyor:-) Bunun nedeni annemin bu tip şeyleri sevmesi, bu nedenle hem kendinin alması, hem de bunu bilen dostlerının hep bu tür hediyeler getirmesi...

Ben tek kız olduğum için ganimetleri paylaşmadığımdan şanslıyım galiba:-)

2:24 AM

 
Blogger renkler said...

Sevgili Çenebaz,

Bak bunu yazmayı düşünüyordum ama yazmaya dalıp unutmuşum... Oğluşumun da hamile olduğumu anladığımda ilk hediyesi anneannesi ve teyzemden don olmuştu. Dediğin gibi O da bol kıyafetli, hediyeli bir bebeklik ve çocukluk geçirdi maşallah:-)

2:26 AM

 
Blogger zeyno said...

O 36 kişilik yemek takımlarını çok iyi bilenlerdenim:)) Hala duruyor ve kullanamıyorum malesef...Tabaklar inanılmaz büyük çünkü.İçine azıcık yemek koysan komik oluyor, çok koyarsan da ziyan...
Yine de anneler sevghiyle düşünüp hazırlamışlar, ben de zamanında hiç istemezdim.Ama şimdi kullanamasam bile manevi anlamda beni mutlu ediyorlar...

3:53 AM

 
Blogger yaz said...

renkler ne güzel bir konu bulmuşsun. Benim annemde küçük yaşlarımdan itibaren bana çeyiz yapmaya başladı :) hatta dantel istemiyorum diye kendimi ne kadar paralasamda çeyizime bolca dantel koydu sağolsun. Şimdi onların hepsi dolaplarda yer tutmaktan başka bir işe yaramıyor atsan atılmaz satsan satılmaz. Anneler çeyiz konusunda galiba saplantılı oluyorlar :)

3:56 AM

 
Blogger renkler said...

Sevgili Zeyno,

Aslında o koca tabaklar moda oldu yeniden. Özellikle İtalyan restorantlarında koca tabak kullanıyorlar, bazılarında porsiyon da ona göre oluyor, bazısında azıcık ama tabağı süslüyorlar...

En azından manevi olarak artık çeyizlerimizi hepimiz seviyoruz anlaşılan:-) Kızlar yoksa yaşlanıyor muyuz?

4:31 AM

 
Blogger renkler said...

Sevgili Yaz,

Dantellerin hepsini kullanmayınca bir ikisini annem aldı bu sefer, o nasıl olsa kullanmayı seviyor, ben de ondan bolca süs eşyası alıyorum,biblo, çerçeve filan böylece değiş tokuş yapmış oluyoruz:-)

4:32 AM

 
Blogger Küçük Evin Mutfağı said...

Çok güzel yazmışsın. Nefis.
Çeyizimde annemden, kayınvalidemden, ananemden gelen bazı parçaları evlendiğim ilk yıllarda beğenmemiş koli koli yazlığa yollamıştım. Şimdilerde o koliler geri geliyor.
"Ayy ben neden kullanmamışım ki bunları" diye hayretler içinde kalıyorum. Ananem evliliğimin ilk yıllarında kızmıştı bana; "o kadar dantel işledim, bir tanesi bile yok ortalıkta diye". Hala daha dantel konusunda bana dargındır ama artık yavaş yavaş gümüş tepsiye kahve servisinde vs. kullanmaya başladım. Yine hakkını verdiğim söylenmez tabii bu emeklerin... Ama kesinlikle sürdürülmesi gereken bir gelenek olduğuna kesinlikle katılıyorum.

4:53 AM

 
Blogger evperisi said...

Ufak tefek hazırlıklar şık olabilir lakin fazlası eşya hizmetçiliğinden (bu durumu yaşıyan biri olarak)başka bişey değil bence...
Öpüyorum sizi...
sevgiler...

5:12 AM

 
Blogger renkler said...

Merhaba küçük evin marifetli kadını:-)

Ben salonumda bir yerinde mutlaka dantel kullanıyorum. Bu dantel değişken oluyor, ya bir fiskos masası, ya bir masa örtüsü... Ama diğer taraflarda öyle takım parçaları kullanmıyorum. Bu durumda hem modernliği bozmuyor, hem de oranın "sıcak bir yuva" olduğunu daha çok vurguluyor.

Sevgili ev perisi,

Tabiki de abartmamalı. O kadar para ile hayırlı bir iş yapmak daha akılcı. Bence sadece gerekli şeyler ve hoş, kalıcı, anlamlı bir iki parça el işi... Bunlar yeter günümüzde. Kime ne hava atılacak yani?

5:27 AM

 
Blogger Asortik Krep said...

Benim ilk çeyizim Annemin ördüğü kadife kare bordo parçalı lame iplikten masa örtüsüdür..İyi hatırlattın bir gün resmini çekip koyayım çünkü çok değişik bir model..Hala modası geçmedi..Birde aklıma geldi ki öyle fazla dantel örtüleriniz varsa onları kumaşla birleştirip çok güzel masa örtüsü yaptı annem..Yani bende önce fazlalarını yazlığa götürmüştüm..Sonra annemle alıp alıp günümüze uyarladık :))

1:55 AM

 

Post a Comment

<< Home