Monday, October 02, 2006

Ne "gün"lerdi ama...

Çocukluğum çok güzel geçmişti. O günleri özlemle anarım. Ama yukarıdaki başlıkta özlem duyduğum "gün" bu değil. Günü ikinci anlamında kullandım. Hani kadınlar birinde toplanır, bol bol yenilir, içilir, sohbet edilir, kaynatılır ya işte o günlerden:-)

Annemin günlerini unutamam. Annem çalışan bir kadındı ama öğretmen olması, o zamanlar çift "tedrisat" eğitimin olması nedeniyle ya sabahları ya da öğlenleri boş olması ve yazlarının da ona ait olması nedeniyle gezmesinden, tozmasından, günlerden eksik kalmazdı. Eğer tatil zamanı değilse kendi günlerini cumartesi günleri yapabilirdi o kadar.

Bebekliğimden başlayarak ben de bu günlerin içerisinde yer aldım hep. Alt katımızda cicianne dediğim, annemin dediği gibi elinde doğduğum, beni kızı, torunu gibi seven bir komşumuz otururdu. Eğer bir gün varsa gelir, beni süsler püsler (zaten apartmanın uzun süre en küçük kız çocuğu olduğum için komşular zamanında oynayamadıkları bebekleri yerine beni koyar, barbie bebek gibi giydirip saçımı filan yapmaya, süslü tokalar takmaya bayılırlardı, ben de şımarırdım tabi) alır oraya götürürdü. Annem de okuldan doğru oraya gelirdi.

Annem hep anlatır ve ben de cidden hatırlarım. Sıralamaya başladığımdan itibaren evsahibine bana "abezi", yani elbezi vermesi için tuttururmuşum. Neden mi? Orta sehbasını sileceğim... Hem de öyle kuru bez olmayacak, ıslak bez tuttururdum. İşte bunu hatırlıyorum, kuru bez bir zevk vermezdive kirleri çıkartmazdı:-) Şimdi aslında haklıymışım, anneme bakıyorum hep iş,hep temizlik, ciciannem zaten titiz bir kadındı, bakıcım zaten hem benimle oynar, hem de evin ufak tefek işlerini yapardı. Yani anlayacağınız etrafım temizlik hastası bir kadınlar ordusu ile çevrili idi. Ben de evsahibinden elbezi yerine ne isteyim, bilgisayar mı? (Hayır o zaman bilgisayar vardı da biz mi istemedik)

Sonra azıcık büyüyünce günler benim için misafir veya evsahibin çocukları ile oynayabileceğim, o nedenle de gitmek için can attığım yerler oldu. Bir eve misafirliği gittiğinizde ilk anda evin kokusu burnunuza çarpar... Poğaça, kek ve demlenen çay. O kokuyu severdim. Sonra eller öpülür tek tek. Bu kısımdan sıkılırdım. Sonra çocuklar ile ayrı odaya gidilir, arada gelen güzel mamalar yenir, daha geç eve gitmek için annelere baskı yapılır. Kadınlar o günlerde döktürürlerdi, herkes de ne becerikliydi...

Eğer annemin günü varsa sabahtan salonun sobası yakılırdı. Evin devasa bir salonu vardı ve bu güzel salon misafirlerin gelmesi dışında hiç kullanılmazdı! Yazın bile... Büyüklüğünden dolayı o odanın ısıtılmasını sağlayan kocaman ama çok şık Demirdöküm bir sobamız vardı. Sabah annem onu yakıp içerisi azıcık kırılınca hemen oraya girer, sobanın yanında oturur, kitap filan okurdum. Orada oturabilme ayrıcalığı beni sevindirirdi. Annem mutfakta habire çalışırdı. Kaç çeşit yapılırdı bilmiyorum ama hepsi çok güzeldi. Herkesin bir spesiyali olurdu. Annemin Amerikalı arkadaşından öğrendiği applepie ve harika poğaçası çok sevilirdi. Mutlaka olurdu her gününde. Diğerleri ise değişirdi. Sonra teker teker misafiler gelirdi. Erken gelenler ve geç gelenler hep aynı olurdu. Herbirinin ayrı ayrı geliş saatleri ilginç bir şekilde genellikle hep aynı olurdu, dönüş de sanırım eşlerinin geliş saatlerine endekslenirdi:-)

Sonra büyüdüm ve genç kız oldum. Artık günlere gitmek istemiyordum. Annemin ısrarları da işe yaramıyordu, arkadaşlarımla gezip tozmak varken oraya gidip hanım hanımcık oturup laf dinlemek sıkıcıydı.

Sanırım hepiniz bu aşamaları yaşamışsınızdır. Sevimli sıcak sohbetler sanırım o kadınları mutsuzluklarından dertlerinden biraz olsun uzaklaştırıyordu. Aslında sanırım bu günler onlar için bir çeşit terapi oluyordu. Herkes mutlu mesut ve ağzına kadar doymuş bir şekilde evine giderken akşam çocuklara eve eşe ne uyduracağını düşünürdü sanırım:-) Bizde genelde kahvaltı olurdu ama babam bundan pek hazzetmediği için hem sevdiği hem de kolay olduğu için ızgara et mutlaka yapılırdı.

Ben büyüdüm, evlendim, barklandım. İş hayatım anneminki gibi değil. Üstelik İstanbul'da bir yerden bir yere gitmek işkence. O nedenle bu tip günlerim olmadı ama ben de misafir ağırlamayı, misafirliği gitmeyi severim. Evkadınlığım yaptığım dönemde annemin günlerine yardımcı olurdum, yine onunla gezip tozmaya, sanki çocukluğuma dönmeye başlamıştım:-)Sonra tekrar aktif çalışma hayatına başladığımda işten izinli olduğum dönemlerde eski okulumuzun velileri sağolsun beni yalnız bırakmazlardı. Sabah oğlumu okula bıraktığımda kimin elinde kalırsam onunla birşeyler yapardık:-) birinde kahvaltı eder kahve içerdik. Öğlenleri de birilerine gidilirdi veya ben davet ederdim. Onları özlüyorum. Bu okulda henüz kimseyi tanımıyorum. İnşallah iyi veliler ile dostluk kurarız...

Neyse, cuma günü evdeydim ya çeşit çeşit yemek ve kek börek yaptım. Diyebilirim ki mutfaktan hiç çıkmadım. Öyle özlemişim ki. Pazar günü de profiterol yaptım. Aslında yaptığım bazı yemeklerin resimlerini çektim, hani yemek bloğu olmasam da yayınlarım değişiklik olur diye ama UPS kayboldu ve fotografları bilgisayara aktaramadım. Artık sonra yayınlarım:-)

Yazmayı üç günde özlemişim... Sanırım blog dünyası çok farklı. Eşim pek sıcak bakmıyordu blog olayına ama profiterolün resmini neden çekmedin diye sordu, havaya giriyor yavaş yavaş:-)

Rengarenk bir hafta diliyorum:-)

10 Comments:

Blogger damak tadı said...

Selamlar Renk,
Öncelikle sana ve ailene çok güzel neşeli mutlu bir hafta diliyorum.

Ne de güzel anlatmışsın,ne de güzel dile getirmişsin kalemine sağlık.Büyük bikeyifle okudum bir çırpıda,bekledim belki devamı vardır diye.))

Hepimiz yaşadık o günleri,seninki gibi binanın tek kızı olarak değil.))Şimdi aynı şekilde yeğenim var bizde onu şımartıyoruz ve seviyoruz,inanılmaz mutlu oluyor.Senin mutlu oluşunu düşüne biliyorum..O zamandan demekki temiz titiz olma yolunda ilk adımını atmış oldun sanırım.

Bu titizlikle de muhtemelen devam ediyordur hayatın..Ben yine çok geveze oldum,birden karşımdasın gibi konuşmaya daldım sanki..Ellerine sağlık çok güzel bir kompozisyon oldu benim için.Hayatın içinden tatl kesitler..Çok teşekkürler paylaşımın için.)

Sevgilerimle..

3:41 AM

 
Blogger fatos said...

Meraba renklercim, walla ben de bi özledim bi özledim misafirliğe/güne gitmeyi ve misafir ağırlamayı...Akşamları ev oturmasına gitmeyi..Artık çok modüler mi yaşıyoruz nedir? Bu gezmeler kalmadı,ayaküstü ağırlanıyo misafirler, bazen tek çeşit kek yapılıyor çayla yensin diye..Yine muhabbet güzel,böylesi de hoş ama ben iki gün önceden haberli gezmeler istiyorum.Bana gelsinler ben böööle börekler kekler tatlılar kısırlar yapiim istiyorum.... Nerdeeee...

3:55 AM

 
Blogger renkler said...

Selam Gülcüğüm,

Hastalık derecesinde değil ama temiz olmayı severim. Hatta bazen annemin düzeni bile yetersiz geliyor, akıl verme cüretinde bulunuyorum! Annem de boynuz kulağı geçer diyor.

Bu arada hani şu temizlik hastası sevgili ciciannem var ya, benim anneannem yaşında, oldukça yaşlandı. Gözlerinde sorun var ve pek göremediğini iddia ediyor. İddia diyorum çünkü halı üzerinde küçücük bir parça görsün kalkıp hemen alıyor,biz de takılıyoruz tabi, evi hala tertemiz. Allah uzun ömür versin:-)

Apartmanda ve çevremde beni çok şımartan vardı, evde de biraz prenses gibi yetiştirildim. O nedenle gerçek hayat ile yüzleşince biraz şaşırdım. Ama sonradan ayaklarımın üzerinde durabilmeyi başardım ve güçlendim. Yine de o günlerde sevilmiş olmak sevgiye doymuşluk yaratıyor ve kendini, hayatı sevmene yardımcı oluyor. Tüm çocuklara sevgi vermek ve gerekiyorsa biraz şımartmak lazım. Sonra kimseler şımartmıyor çünkü:-)

3:56 AM

 
Blogger renkler said...

Sevgili Fatoşcuğum,

Ben de misafirler için hazırlanılsın isterim, elimden geldiğince birşeyler hazırlarım. ayarıca güzel sofralar kurmak da içimi aydınlatır. Az birşey de hazırlansa özenli olması gerekir. Ama en önemlisi yaptığım şeyleri sevgi ile hazırlarım. Çünkü bana misafirliğie gelebilecek biri sevdiğim bir insandır...

3:59 AM

 
Blogger cenebaz said...

Valla ben de keyifle okudum Damak tadı gibi. Çok güzel anlatmışsın. Hepimiz o günlerden geçmişiz. Benim o günlerden aklımda kalan bir şey de her hanımın günü ayın belli bir günü olurdu (örn: her ayın ilk çarşambası gibi) ve mutlaka her gün için dantelden ayrı bir sehpa takımı örerlerdi. Ama benim annecim öyle hamarat olmadığından elinde hiç tığ görmemişimdir.

4:16 AM

 
Blogger renkler said...

Sevgili Çenebaz,

O dantel olayını hiç sorma:-) Dantel ile ilgili bir anımı anlatayım sana: Ben evlenmeden bir iki hafta önce eşyalarımız geldi, evi düzenliyoruz... Teyzem ve kuzenlerim de İstanbul'a gelmişlerdi. Ben çok ateşlendim ve evin düzeni ile hiç ilgilenemedim, sürekli yattım. Evle annem ve teyzemler ilgilendi. Sonra biraz kendime gelince aşağı indim (bizim evimiz annemlerin alt katındaydı o zamanlar) bir de ne göreyim her yerde danteller var, ama her yerde.. Koltukların kollarında, arkalarında, her sehpanın üzerinde... Benim özenle seçtiğim modern mobilyalarım ile (o zamanlar modern hastasıydım) gülünesi bir tezat yaratıyordu. Onları da kırmamak için dantel sayısını azalttım ama yine de hiç bir zaman yoketmedim. Ne olursa olsun o danteller evi sıcaklaştıran, annemi ve annemin evini anımsatan objeler oldular:-)

4:25 AM

 
Blogger zeyno said...

Gün olayını ne güzel anlatmışsın:) Ben nedense pek sevemedim bilmiyorum.Belli bir tarih verip, buluşmalar bana doğal gelmedi.Uzaktım yani gün olayından. Bir de ben bire bir misafirliği daha çok seviyorum galiba, kalabalık olunca yeterince konuşulamıyor gibi, harran gürran geçen bir gün oluyor sanki....
Blog yazma işi ise tam bir tutku oluyor zamanla haklısın, özleniyor. Biraz ara verdiğimde suçlu gibi hissediyorum nedense. eşim blog açmamı onaylamıştı ama şimdi aynı fikirde mi sanmıyorum!!!!

6:25 AM

 
Blogger renkler said...

Sevgili Zeyno,

Haklısın cümbür cemaat geçer o günler. Bir de evsahibi misafirler gittikten sonra yorgunluktan ölmüş durumdadır. Misafirleri yolcu eder etmez annem uzanırdı...

Umarım eşim blog olayını benimser:-)

Ben de yine beklerim:-)

6:51 AM

 
Blogger Asortik Krep said...

Benim çocukluğumla ve günlerle çok ortak yanımız olduğunu keşfettim..Sadece kalabalık bir aile olduğumuz için bizim kullanmadığımız bir salonumuz olmadı hiç.Ben evlendiğimde annemin gün arkadaşları benimde gün arkadaşlarım oldu..ama ben hep günlerden bir şeyler öğrendim..Yani günleri dedikodu yapmak için değil öğrendiğimiz şeyleri paylaşmak için kullandık ..Sevmediğim kişilerle de gün yapmadım..Benim annemin spesiyali yoğurt tatlısıydı..Benim de milföy börekler herhalde :))
Günlerimi çok özlüyorum..Burada yoğun iş tempomuzdan gün yapamıyoruz ama misafir ağırlamaktan hala çok zevk alırım..Ve Annemden gördüğüme göre de gelen misafire hazır birşey almak bizim kitabımızda ayıp sayılırdı..Yani çok çalışsan bile pastahane işi satınalınma birşeyler misafire çıkmazdı..Hala da çıkmaz:))
Bir yemek bloğu yazacak kadar tarifimin olduğu bir yemek kitabım var..ama yazmak benim daha çok hoşuma gidiyor..Tecrübelerimi tanınan bir blogda yorum ve tarif yazarak değerlendiriyorum :))

12:01 PM

 
Blogger renkler said...

Sevgili Asortik Krep,

Keşke benim de kalabalık bir ailem olsaydı... O zaman salonu da kullanırdık belki:-)

Ayrıca bence o yemek defterindeki yemeklerden bizleri mahrum etme, arada bir en azından özellerini tanıt:-) ben de böyle birşey düşünüyorum, araya renk gelir:-)

Sevgilerle...

10:32 PM

 

Post a Comment

<< Home