Tuesday, January 16, 2007

Eski komşuluklar...

Ben küçük bir kızken, nasıl desem biraz şımarıktım, biraz kaprisli, tutturdu mu tam tutturan bir tiptim. Yani birşey istediğimde sahip oluncaya kadar çabalardım. O şeye sahip olmak için yaptıklarım her denileni yapan uysal, uslu bir kız rolü oynamaktan mutsuz, üzgün görünmeye; ağlayıp zırlayıp tutturmaktan, kendini yerden yere atmaya kadar değişirdi. Aslında çok kez tutturmazdım ama birşeyi kafaya takmaya göreyim! Aslında bugün değişen bir şey yok ama sonuçta istediklerimi almak için çok uğraşıyorum, vazgeçmiyorum ve kendimi yerden yere atmam gerekmiyor çok şükür:-) Evet, yine şımarığım belki ama sevdiklerime, yani eşime, bazen annişe, bazen oğluşa... Yani bunu çekebileceklere ve bıktırmadan, dozunda.

Küçükken de elbbette şımarıklığımı beni sevenlere yapardım. Yaşadığımız apartmanda en küçük olduğum ve sanırım sevimli bişey olduğum için herkes beni severdi ve şımartırlardı, el bebek gül bebek tipindeydim. Bir de daha önce anlattığm gibi ölen ağabeyimin acısı üzerine yapıldığım için ailem üstüme pek bir düşerdi. Dolayısı ile 5 katlı apartmanın tüm katlarında hüküm süren bir küçük kızdım işte... Bunu bolca kullanırdım.

Konumuz şu: Bir gün annem yine alışverişe gidiyor (kime çektiğim belli değil mi?) ve beni alt kat komşumuz, ama beni kızı, torunu gibi seven cicianneme bırakıyor. Yaş 4-5 filan... Bizim apartmanın her katının mutfağı çok geniş (hatta annem orayı o kadar büyük tutmasalar da bir oda yapsalardı derdi, koca evde ne yapacaksa o ekstra odayı)bir ışıklığa bakardı. Dolayısı ile kim ne yemek yaptı, kim ne konuştu, kim kimle ne yaptı, kim hapşırdı (hani çok yaşa demek için) herkes bilirdi. Şimdi ben ciciannemde mutlu mesut oynarken birden harika bir koku burnuma geldi. Ama ne harika, o güne kadar alışık olduğum komşu yemeklerine benzemiyor. Hala burnumda... Neyse cicianneme tutturdum o yemekten istiyorum diye. Ama hamile kadınlar gibi aşeriyorum. Ciciannem ışıklıktan tüm katlara seslendi sen mi yapıyorsun diye ama olumlu bir yanıt gelmedi. Sonra anlaşıldı ki yeni taşınan 5. kat komşularına ait. O güne dek onlarla hiç tanışılmamış, ama ben tutturmuşum bir kere. En üstten bir kafa beliriryor, ben kete yaptım, canı çektiyse vereyim diye. Ciciannem hemen çıkıyor, keteleri alıp getiriyor ve yiyorum. Sonuçta huzura kavuşup tekrar meklek kimliğime bürünüyorum.

İşte Engin teyzeler ile tanışmamız böyle oldu ve en iyi dostlarımızdan biri oluverdiler. Bundan sonra sadece kete değil bir çok lezzette bana da pay düştü:-) Benden 3 yaş büyük kızları ve 5 yaş büyük oğulları bana ciddi abla ve ağabeylik yaptı, Engin teyze 40 yaşında tekne kazıntısı kızını doğurduğunda ise artık ablalık yapma sırası, belki de ilk kez bana geçmişti...

Eşi Mehmet amca ki sarı çizmeleri vardı, müteahhitlik yapardı ve o sıralar bayağı ünlüydü. Sarı çizmeleri o sıralar sık sık sel basması nedeniyle aldığı lastik botlardı ve adı Sarı Çimeli Mehmet Ağa olarak kalmıştı. Okula başladığım ilk gün okula gelen bilumum akraba, konu komşu tayfasından biri de oydu... Hatta ben annemi tutturduğumda annemin sınıfını arayıp ona götüren de o olmuştu.

Annem çok gezenti bir hatun olduğu için genelde evde olmazdı. Ben evde yalnızsam ev çok büyük olduğu için hırsız var korkusu yaşardım. Balkona çıkınca kendimi güvende hissederdim ama duvarda dolaşan kertenkeleler (evet kertenkele) beni korkuturdu bu sefer. Hemen Engin teyzeye bağırırdım. İçeride hırsız var, burada da kertenkele derdim, O da anlayışla hadi bize gel derdi:-) Az değilmişim...

Engin teyzeler lazdı ve harika laz yemeği yapardı. Benim damak tadım da bu nedenle bu yemeklere alışkın oldu. Hatta öyle abarttım ki yaptığı hamsili keki bir tek ikimiz yerdik Engin teyze ile karşılıklı... (Not: hamsili kek tuzludur, hatırlayın ki laz böreği de tatlıdır)

Onların bizim için yaptıkları yardımlara karşı annem de onlara çok yardımcı olurdu. Çocukların derslerinde özellikle. Fakat bir gün mutluluğun ve zenginliğin doruğundaki bu aile Mesedesleri ile korkunç bir trafik kazası geçirdiler.(kesin göze gelmişlerdi o dönem) Karı koca aylarca evde her tarafları kırık yattılar. Çocukların bakımları, ev temizliği, yemek konusunda annemle ciciannem yardımcı oldular, akrabaları değil.

Düşünün, artık böyle komşuluklar kaldı mı? Eğer bu tip komşulara sahipseniz inanın çok şanslısınız. Ben pek o kadar şanslı değilim, ama yine de bir iki iyi komşumuzun hakkını da yemeyelim...

8 Comments:

Blogger Ebru said...

Öncelikle şu keteyi çok merak ettim. Ardından belirttiğin o hamsili kek. Yaa diete girdim ama ben yemek yemeyi çok seviyorum ne olacak şimdi :) İyi komşuluklara gelince benim apartmanımda 2 tane komşum çok iyi. Diğerlerinin %95'ini tanımıyorum zaten. Bir tanesi karşı komşumuz. Çocuklarımız çok iyi anlaşıyorlar bizmkiler onlarda onun ki bizde derken çok sık görüşür olduk. Evde güzel bir yemek varsa mutlaka birbirimize de veriyoruz. Zor durumda çocukları kısa süreli acilen bırakabileceğim güvendiğim insanlar. Diğer komşum yaşlı bir teyze inanılmaz iyi. Geçen gün akşam eve geldiğimde elektrik kesildi. Eve merdivenlerle çıkmak zorunda kaldım az uz değil 11 kat. 5. kat komşumun kapısı açıktı beni nefes nefese görünce kapıya hemen sandalye çekti dinlenmem için ısrar etti. Ardından dayanamadı çok güzel makarnam var deyip itiraz etmeme rağmen bana 1 tabak makarna verdi. Böyle komşular senin de dediğin gibi çok azaldı. Ama hala varlar :) Sevgiler...

1:14 AM

 
Blogger renkler said...

Ebrucuğum, demek ki şanslısın. Benim de yan komşum iyi. Kızları bize çok sık gelir, oğluş da bizi bulamazsa ona gider otrur. Fakat ne bileyim, eski günlerdeki gibi olmuyor. Belki de günümüzde artık bunu beklememeliyiz. Geçmiş geçmişte kaldı.

Kete sanırım mayalı hamur ile oluyor. İçine un tereyağ ile kavruluyor ve yufka içine yayılıyor. Rulo yapılıp pişiriliyor. Harika koku biraz da içindeki kavrulmuş undan geliyor. Yıllardır yemedim. Hamsili kek ise tam bir muamma:-) Sanırım hamsiler didiliyor, mısır unu ile tuzlu kek haline getiriliyor. Ne bileyim bence güzeldi ama kimse yemezdi:-)

1:23 AM

 
Blogger Gamzeli said...

Şımarık kız seni :P Şaka şaka
Bu arada kete ne demek diye soracaktım ki yukarıda yazmışssın ne demek olduğunu, öğrendim...

4:24 AM

 
Blogger renkler said...

Gamzeciğim ve merak eden arkadaşlar kete tarifine anneminmutfakkokusu.blogspot.com da 14 Nisan tarifine bakabilir. İşte aynen öyle bişi...

5:13 AM

 
Blogger kurunane said...

renklercim öyle güzel anlatmışsınki bir solukta okudum.

benim gibi ailesinden uzakta olanlar için komşu çok önemli. 8 ay önce bursada oturduğum apartmandaki komşularımı o kadar çok arıyorum ki. her derdime onlar koşuyordu. karda kışta, pazara giderken çocuklarımı bırakıyordum. şimdiki komşularımın ise ha varlığı ha yokluğu... bir tanesi yüzüme bakmıyor bile selam vermemek için. diğerleri desen apayrı havadalar. attan inip eşeğe binmiş oldum yani.

8:10 AM

 
Blogger renkler said...

Kurunaneciğim, çok üzüldüm. Bizim sitede insanların çoğu da tuhaf, hayır yüzüne bakıyorlar ama süzmek için. Bir de bir dedikoducular ki inanılmaz. Zaten öyle tipler ile işim olmaz. Yan ve alttaki komşularım ile görüşüyoruz, yazın da hep dışarıda veya balkonda olduğumuz için merhabalaştığımız kişiler var. Ama gerisi feci! İnsanlar çok asosyal olmuşlar...

11:14 PM

 
Blogger cenebaz said...

Benim de eski apartmandaki komşuluk ilişkileri daha iyiydi. Bu apt.da kimse ile (eşimin teyzesi hariç) görüşmüyoruz.Kimse hoşgeldine gelmedi hatta asansörde karşılaşınca bile demedi. Domuz gibi yüzüne bakıyorlar. Alt kattaki doğum yapmış. Ben yine insanlık ben de kalsın dedim,gözaydınına gittim.
Bu arada o kertenkele değil kız, ona süleymancık derler hatta halk arasında sülümancık denir. Duvarlarda gezer durur. Zararsızdır, hatta uğur derler, öldürülmez.

12:44 AM

 
Anonymous Anonymous said...

bncede artık eski komşuluklar yoq bzm apartmanda karşıki komşumuz var ii birisi ama eskiler gbi deil birde bzm apartmanda anneannem oturuo ztn onnla iiyiz dierleride idare eder
haa birde komşu annem var çoq ii birisi bni nerdeyse o büyütmüş çoq ii bir kadın ama eski komşuluklar daha gzl di bence.....

8:31 AM

 

Post a Comment

<< Home