Tuesday, March 06, 2007

Hayatın gerçekleri...

Ülkemize neler oluyor, nereye gidiyoruz? Bu soruyu kendimi bildim bileli duyarım aslında ama artık bir yetişkin olarak tamamiyle olayların içindeyim ve cidden duyduğum her habere, her olaya hayretle bakıp kalıyorum...

Şu geçenlerde annesi ile yolda yürürken açık bırakılan çukura düşen ve vefat eden çocuğu hepiniz anımsıyorsunuz. Hangimiz o haberi izlerken ağlamadık, o firmaya lanet etmedik, yada buna müsade eden, denetlemeyen birimleri yargılamadık? Çocuğun oaradan düşerken sürekli annesine seslenmesini, o anda çektiği acıları hissetmek hangimizi hırpalamadı? O sıra bunu yazmak bile içimden gelmedi o kadar üzülmüş ve şok olmuştum ki!İnsan bazen kendisini üzen şeylerin üzerini kapar, konuşmak istemez ya hani, işte öyle... Ama gerçekler ile herkesin yüzleşmesi gerekir. Bu olayın bizi kırması için anne olmaya da gerek yok. İnsan olmak, ama mecazi anlamda insan olmak yeterli. Peki buna neden olan insanların hiç mi vicdanı sızlamadı, o insanların psikolojisini gerçekten merak ediyorum. Yani şu an ne hissediyor olabilirler ki!

Her haber programını izleyişimde sinirlerim allk bullak oluyor, mutsuz oluyorum. Bir tane mi güzel haber çıkmaz diye kendi kendime soruyorum. Akşamları evime gelip sofrayı kurup oturduğumda televizyonu açasım hiç yok. Çünkü heryerde haberler var. Kötü haberlerin dışında da abuk sabuk, sılı magazin haberleri. Bunlar da miğdemi bulandırıyor. Artık komikliğe son versek olmaz mı? Yoksa şiddet haberleri ile medya maymunları arasında iyice kişilik bölünmesine girecek bu halk! O nedenle son günlerde oğlumun yemek zamanı çizgi film açması benim de işime geliyor, müdehale etmiyorum, O da şaşıyor. Bu belki kaçmak, ama belki de şu an biraz kaçmaya ihtiyacım var...

Sabah mesela, yine üzüldüm, yüne sinirlendim, yine şaşırdım... Gariban bir aile: bir adam, bir kadın- ki 32 yaşındaymış ama çok daha yaşlı duruyor ve 3-4 yaşında çok şeker bir erkek çocuğu. Bunları evden polisler almış ve polis aracına bindirmişler. Hepsi ağlıyor. Muhabir neden sizi götürüyorlar diyor, adam da hastaneye borcum var abi, ödeyemiyorum diyor. Meğerse minik çocuk erken doğmuş, hastanede de bir süre kalmış, asam borcu ödeyemediği içim çocuğu vermemekle tehdit ederek senet imzalatmışlar. Tabi faiz de yenmiş bir güzel! Şimdi cezaevine götürüyorlar çocukla beraber, çünkü çocuk küçük ve eve bırakamıyor. Evde diğer 3 çocuk birbirine bakıyor, abileri babalık yapıyor büyük bir ciddiyetle... Bir de en büyük ağabey ki 12 yaşındadır ancak, o bebek anne karnında nasıl yeşil reçeteli olsun ki, neden borç çıkardılar filan diyordu. Benim içimi en çok acıtan bu olaylar esnasında o minik oğlanın ağlayışı ve gözlerindeki korkuydu. O çocuğun psikolojisinde neler yaratacağı düşünülüyor mu bu durumun?

Sonra bir hayırsever 700 YTL borcu ödemiş de 2 gün sonra çıkmışlar. Allah O hayırsvere yardımcı olsun. Çıktıklarında Minik adam da dahil hepsi gülüyordu. Neyse tatlıya bağlandı belki ama tüm aile bireyleri o anları hayatının sonuna kadar yaşayacak.

Bir de şu You tube olayına gıcığım. Zaten sevimsiz şakalarla dolu o siteye hiç girmedim, çok ciddi birymişim gibi. Ama soğuk geliyor neden bilmem! Bir fanatik Yunanlı Atatürke hakaret eden bir video koymuş. İlkin yetkililer kaldırmış ama adamlar yine koymuş ve şimdi kaldırılmıyor. Bir devletin kurucusu ve liderine hakaret edilmesini önlemek özgürlüğü engellemek midir yani! O kadar da şikayet ve protesto olmuş Türklerden... Offf!

Bir de şu Atatürk fıkrası olayını şiddetle kınıyorum. Atamıza dil uzatanlar bu rahatlığı, bu özgürlüğü aslında ona sağlayan kişiye dua okumaılar, fıkra ile alay etmeyi bırakarak. Şu anda ibadetlerini gönüllerince yapıyorlarsa, özgürlüğe sahiplerse, para kazanabiliyorlarsa, kendi ülkelerinde yaşama hakları varsa bunu Atamıza borçlular. Herkes bir daha düşünsün.

Hayat her zaman lay lay lom değil. Bugün biraz ciddi konuştuğumun farkındayım ama artık baygınlık geldi. Eminim bana katılıyorsunuzdur.

21 Comments:

Blogger Ebru said...

Sevgili Renkler sana katılmamak mümkün mü? Anlattığın tüm şeyler son günlerde beni de çok rahatsız eden konular. Ne kadar kötüleşiyor herşey. Ben de senin gibi akşamları haber izleyemez oldum. Çünkü hemen her akşam ağlatan bir haber oluyor maalesef. Geri kalan haberlerde iç boğucu, sıkıntı verici nefret ediyorum. En çok neye üzülüyorum biliyormusun çocuklarımızı nasıl bir dünya bekliyor. ÇOK ÇOK KÖTÜ. Şu you tube olayını da kınıyorum. Bu kadar eleştiri varken uzun bir süre kaldırmadılar o iğrenç videoyu dimi. Ben izlemedim, ama duydum. Ama şimdi kaldırmışlar o videoyu galiba öyle söyledi arkadaşlar. Atatürk ülkemizin bu halini görüp kahroluyordur heralde sürekli geriye gidiyoruz. Benim yorumumda iç karartıcı oldu ama ne yapayım benim de içim sıkılıyor bu konulardan. Herşeye rağmen renkli günler...

11:20 PM

 
Blogger pirik said...

tüm bunlara katılmamak mümkün değil tabii ki...geçen akşam tüm bu olanların üstüne bir de arena'da huzurevi denilen saçma sapan bir yerde yaşlılara yapılanları, sonra başka bir programda akıl hastanesindeki hastalara yapılanları görünce ben de artık izlememe kararı aldım...içim kaldırmıyor artık...

12:36 AM

 
Blogger butterfly35bucuk said...

canım ne kadar haklısın, ben de uzun zamandır seyretmiyorum haberleri..Ama ister istemez bahsettiklerinin hepsini biliyorum ve beni çok üzüyor. Neden bu ülke bu hale geldi, eskiden de mi böyleydi yoksa biz mi farkedemiyorduk...Pirik'in de söylediği huzurevi olayı var bir de, ona hiç bakamadım bile, direk kanalı değiştirttim.
You tube daki terbiyesizliği kaldırmışlar diye biliyorum, o fıkra konusuna değinmek bile istemiyorum hayır üstüne üstlük o bir fıkra bile değil. Komik mi yani, anlamadım ki, ne kadar belli sadece aşağılamak için olduğu.
Bazen çocuk yapma konusunda ciddi ciddi düşünüyorum, benim bir taneciğimin böyle bir dünyada yaşamasına nasıl katlanırım bilemiyorum.

1:26 AM

 
Blogger kurunane said...

gerçekten hiç iyi birşey olmuyor mu yahu? her gün aynı türde haberler. gereksiz yere hunharca öldürülenler, belediyenin çukurunda can verenler yada tedaşın kapatmadığı herhangi bir zımbırtıda elektriğe kapılıp can verenler. gel de iyi birşeyler düşün, gel de olumlu bak, pozitif ol, etrafa neşe saç... ne mümkün...

1:29 AM

 
Blogger Gamzeli said...

Sana canı gönülden katılıyorum renklercim...O kız çocuğunun düşmesi ben bir anne olmadığım halde çok ama çok üzüldüm , çok etkilendim allah kimseye göstermesin, dediğin gibi haberleri izlemek gerçekten ama gerçekten insanın psikolojisini bozuyor, doğru düzgün bir haber yok nedense kanallarda,magazine çevirdiler, k,m nereye sarhoş çıkmış, kim frikik vermiş daha neler neler...Bu konuy değinmen iyi oldu...Bizim başımızdakiler adam olsaydı ne Atatürk'e laf uzanırdı ne başka şey...Nur içinde yatsın Atam...

2:03 AM

 
Blogger Ayçiçeği said...

Renkler'cğm, bazen şöyle bir silkinip, etrafa bakarken gözlerimizi daha da bir açmalıyız gerçekten. Hayatı lay lay lom gibi yaşasak da bazen, bazı gerçekler değişmiyor ne yazık ki. Özellikle o küçük kızın başına gelen talihsiz kaza bunu bir kez daha kanıtladı:(
Ben o haberi bir kere izledim, sonra her çıktığında kapattım. Kendi çocuklarımı düşündükçe, kendimi o annenin yerine koydukça, aklımı oynatacak gibi oluyorum. Biz de genelde yemek saatinde haberleri izleriz. Daha doğrusu izlemeye çalışırız. Fakat insanların moralini bozan haberler dışında pek birşey olmuyor. Ya çok içler acısı ya da çok gereksiz, saçma haberlerle geçiştiriyorlar, ne yazık ki.

3:08 AM

 
Blogger yagmur damlasi said...

Ciddi ama hepsi doğru şeyler.:)
O çocuğa ve o aileye içimiz parçalandı.:( ben haber seyretmiyorum artık!
ama sen nerdesin? bu saate kadar kimseye cevap yazmamışsın?
hiç böyle yapmazdın?

4:44 AM

 
Blogger renkler said...

Ebrucuğum, sana da renkli günler... En çok çocuklar ile ilgili ve Türkiye üzerinde dönen olaylar ile ilgili haberleri izlerken üzülüyorum. Eminim sen de öylesindir.

5:10 AM

 
Blogger renkler said...

Pirikçiğim, hiç sorma. O huzurevi olayı da çok acı! Zaten çocuklara, hayvanlara, yaşlılara yapılan zalimlikler beni üzüyor. Zayıf olan tarafa işkence yapılması çok acı. Offf, yine için karardı.

5:11 AM

 
Blogger renkler said...

Kelebekçiğim, komik filan değil, hiç değil, buna gülenlerin mantalitesini de bilmek isterdim...

5:13 AM

 
Blogger renkler said...

Kurunane, böyle ortamda ne kadar mutlu olunabilir ki! Mutluluklar da yüzeyseldir.

5:14 AM

 
Blogger renkler said...

Gamzeliciğim, haberlerin bir ortası yok. Ya çok kanlı, kötü haberler, ya da sulu haberler. Yani ciddi birşey dinlemek mümkün değil. Aslında neye talep varsa onu yayınlıyorlar. Kusura bakma ama talep edilen şeyler ne yazık ki bunlar. Biz azınlıklar da bunalım geçiriyoruz böyle.

5:16 AM

 
Blogger renkler said...

Ayçiçekçiğim, ben iki sene önce yazın hiç televizyonu açtırmadım evde biliyor musun? Balkonda soframızı kuruyor, güzel güzel konuşuyorduk. Zaten oğluş güvenlikli bir sitede oturduğumuzdan sürekli dışarıdaydı, biz de dışarıda spor yapıp yürüyüş yapıyorduk ya da evde balkonda oturup keyif yapıyorduk. Ama evdekiler bu yaz isyan ettiler. Bence çok güzeldi...

5:18 AM

 
Blogger renkler said...

Yağmur Dmlacıkım buradayım ama nasıl yoğunum bir bilsen... Yine de 10 dak ara veriyorum şimdi. Öptüm...

5:18 AM

 
Blogger yagmur damlasi said...

hıım tamam,aman iyi ol da.:)

5:44 AM

 
Blogger fikriminincegülü said...

Bizde de haber saati hep çizgi film açık oluyo. Ama biz seyretmesek te bi yerlerde bunlar yaşanmaya devam ediyo maalesef...

7:26 AM

 
Blogger Lighter-N said...

Renklercim işte bu yüzden ben artık gazete okuyamıyorum haber izleyemiyorum....Bazen insanlar bişeyden bahsederken yabancı kalıyorum artık sanki cahil bi insanmışım gibi bütün yaşama sevincim kayboluyor napiyim...
Bu arada diyete devam ediyorum ben ama senin kadar sıkı yapamıyorum sanırım...

7:40 AM

 
Blogger renkler said...

Sevgili Fikrimin ince gülü, dediğin doğru, bunlar oluyor. Aslında tüm kanlı haberlerin bu kadar aleni ortaya konması ne kadar doğru o da tartışılır. Mesela Avustralya'da bu tip haberler gösterilmiyormuş. Olmadığında değil, çocuk istismarı, kadınların dövülmesi, tecavüz gibi vakalar çok daha fazlaymış belki de ama bunu halka sunmuyorlarmış. Bilmiyorum hangisi doğru...

7:41 AM

 
Blogger renkler said...

Lighter N ciğim, valla sıkı yapmıyorum. İşte itirafım: Dün akşam gözüm döndü, oğluşun karşımda iştahla yediği kıymalı böreğin yarım yufkalık bir parçasını lüpledim. Üstüne de bir sütlü tatlı. Sabah kalktığımda dün sabah ile aynı kilodaydım. Ben de bir haftadır durdum kaldım...

7:43 AM

 
Blogger ikizlerimbenim said...

günaydın Renkler,oh artık bi soluk alayım diyip kumandaya uzandığımızda gerçekten gördüklerimiz hiç de iç açıcı değil..yok bu kadarı da olamaz denilecek şeyler..en zor dönemleri yaşadıkları yaşlılarımıza yapılanlar, çok çok şey borçlu olduğumuz ATAmıza yapılan ve yapılmakla devam eden saygızısız,patavazsızlık,sağlığı hiçe sayıp ( üstelikde mevkisinden beklemeyeceğiniz kişiler tarafından ) sahte ilaç, deterjan yapmaları, körpe çocuklarımıza yapılan istismar..liste maalesef böyle uzuyor, birey olarak ailenin önemini anlıyorum ama dışarısı karanlık..ben de 2005 senesinin başında o güzelim kız gibi öğrencimi kaybettim, belediyenin hatası yüzünden..Neyse, bayanlar 8 MART KADINLAR GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN, sanki bize bi getirisi varmış gibi..

8:28 PM

 
Blogger renkler said...

İkizlerin sevgili annesi, çok haklısın. Sadece biz mi üçkağıtçılık yapıyoruz kendş halkımıza sanıyorsun. İthal edilen ürünlerin bile en kalitesizi Türkiyeye geliyor. Nestle çikolatasının tadı neden yurtdışındakiler ile aynı değil? Yurtdışından gelen ithal çocuk mamalarında bile orjinal tarif ile farkları oluyormuş. Konu alakasız oldu ama daha dün eşimle bu konuda konuştuk. Yani ne islediklerimiz bir şeye benziyor, ne yediğimiz içtiğimiz... Eski dünyayı özledim...

10:50 PM

 

Post a Comment

<< Home