Wednesday, June 27, 2007

Kokoş olacak kız çocukken belli olur....

Çocukken çok kokoş bir kızdım tahmin edersiniz ki… Annem de o zamanlar kokoştu. Şimdi değil valla, daha sade. O zamanlar süsüne püsüne, makyajına, ayakkabısına filan çok daha düşkündü… Ne kadar yüksek topuklu giyerse o kadar iyi idi onun için… Hiç unutmam o şık ayakkabıları. En çok sevdiklerim: Rugan aşırı topuklu, hafif platform rugan siyah ayakkabı, bağcıklı, açık, rugan siyah ayakkabı, yılan derisi, yine yüksek topuk bir ayakkabı ve platformun olabilecek en yüksek haline sahip terlikler! Hepsi topuklu tabi. E bizim gül ağacı kısa olunca mecbur topuklu giyiyordu...

Çocukken ben annemin bu ayakkabılarını giymeye bayılırdım. Annem giyme, belini kırarsın diye her seferinde azarlardı fakat bu beni durdurmaya yetmezdi. Her fırsatta giyer, ortalarda kırıta kırıta dolanırdım… Zati annemin ayak numarası 35 idi, nasıl belini kıracaktım ki! Hem belini kırmak da ne?

Annemin makyaj malzemelerini kullanmak başlı başına bir zevkti… Bu konuda annem ayakkabı konusunda olduğundan daha katı olduğu için ancak O evden gittiğinde makyaj masasına oturabilirdim. Makyaj masasının koskoca bir aynası, uçuk, tatlı bir yeşil renkte pufu vardı. Masanın üzerinde parfümleri, kremleri, bir büyük, iki küçük olmak üzere yavruağzı renkte dantel takımı, bir adet içinde çiçek dolu bir vazo ve birkaç süs eşyası bulunurdu.

Annem evden çıkar çıkmaz pufa oturur asıl makyaj malzemelerinin bulunduğu çekmeceyi açardım. 70 yılların moda renklerinden oluşan parıltılı bir far seti vardı. Böyle ruj biçiminde ve katılığında renkli parçalar, iç içe giriyor, istediğin renkte sürüyorsun. Bana yeşil olan çok giderdi. Sonra pudrası vardı, yüzüme sürünce ne hoş olurdum! Ama en sevdiğim parça kırmızı rujdu. Annem kırmızı ruju çok sever ve ona yakışır. Ben ise kendime artık hiç yakıştıramıyorum. Hani sarışına al bağla, geç karşısına ağla demişler ya… En çok pembe tonlarını seviyorum… Ama o zaman kırmızı olsun, beş kuruş fazla olsun mantığındaydım…

Eğer annemin makyaj malzemelerini kullanamazsam kendimce makyaj teknikleri buluyordum. Mesela çukulatayı hefif eritip dudağıma sürerdim. Iyy, iğrençmişim. Bir de kahverengi ruj yakışsa! Ya da annemin Nivea kremini dudaklarıma sürerdim. Beyaz hali iğrençti ama zamanla o krem erir ve dudak parlatıcısı gibi parlardı. İşte o yakışırdı…

Kıyafet konusuna hiç girmeyelim. Yooo girelim. Etek veya elbise severdim. Ya da şort… 70’lerin o iğrenç bol paça pantolonlarını hiç mi hiç sevmezdim anlayacağınız. Etek ne kadar kabarık, ne kadar kat kat olursa o kadar iyiydi benim için. Hatta orasında burasında kirazlar sarkan kırmızı bir elbisem vardı, en çok onu giymek isterdim. Bir de kat kat kırmızı elbisem vardı. O katların her biri benim boy atmam ile alta dikilirdi. Bir de İspanyol eteğim vardı, şimdi sevmem o tip kıyafetleri mesela…

Kız çocukları genelde pembe sever ama benim favorim kırmızı idi… Bir de Vakko çocuk bölümünden alınmış kırmızı bir elbisem vardı, bir mendili vardı: Yeşil! Karpuz gibi gezerdim. O zamanlar alım gücü yüksekmiş sanırım, orta halli bir aile olarak Vakko’dan alışveriş yapabiliyorduk. Haa aklıma geldi. Annemin çingene pembesi üzerine siyah puantiyeli ipek bir gömleği vardı Vakkodan, hala giyer biliyor musunuz? Ne kaliteli malmış, annem de iyi kullanmış tabi…

İşte böyle, uzun lafın kısası kokoşmuşum, hala kokoşum, ama ne yalan söyleyeyim çocukluğumdaki kadar da değil…

24 Comments:

Blogger fikriminincegülü said...

Üç dört yaşlarındayken, annem bana şort almak istemiş. Mağazayı ayağa kaldırmışım, giymem ben bunu diye. İlla pantolon.:)Benim kokoşluğum sonradan olma.:)))

12:21 AM

 
Blogger karmançorman said...

renklercim,annem hep senin gibi bir kız çocuğu olsun isterdi :)halen de ister :)neden mi? annem ne kadar süslü püslü,bakımlı,saçları fönlü,makyajı yapılı,rengarenk ayakkabı-çantalı bir kadınsa bende çocukluğumdan bu yana o kadar paspal bir kızdım :)
normal bir kız çocuğu gibi olmadım hiç annem çok üzülürdü.bebekle oynamaz,etek giymez,saçımı tokalatmaz habire oğlan çocuklarıyla toz toprak içinde oynardım.
aklıma getirdin bunla ilgili bir post yazayım bende :)
senin gibi olsaydım keşke daha ii olurdu hani.şimdi bu kadar zorlanmazdım topuklularda filan :)çok öpüyorum

12:54 AM

 
Blogger figen said...

Çocukluğumda makyaja bende acayip düşkündüm.ablam işe gidince hemen benden büyük komşu kızını eve çağırıp kendime makyaj yaptırırdım ama ne makyaj aysel gürelinkileri bile sollar:)birgün ablamın arkadaşı gelip beni öyle görüp ablama ispiyonlamış odanın kilitlenmesi sonucu makyajdan mahrum kalmıştım bir süre.Şimdimi kırkyılda bir özel günlerde falan saç, makyaj yapılır. çocukluğumda kesinlikle etek giymeyen ben şimdi etek, elbise takılmaya çalışıyorum(yaş ilerleyince kadın olduğum aklıma geldi) yani bir çok şey değişiyor.ama kokoşlarada çok imrenirim..

1:39 AM

 
Blogger Gamzeli said...

Bence bütün kızlar kokoş, dediğin çikolatayı bende eritir dudaklarıma sürerdim, yakışırdı sonra hepsini yalardım tekrar yapardım...Çocukken nasıl iğrenç olabiliyoruz , şimdi yapsak ne ayıp...

Küçükken hep etek giyerdim, hiç pantolunu sevmezdim..Şimdi yine seviyorum ama pantolon önde geliyor...hayat insanı nasıl değiştiriyor :)

bende çok kokoşum, süslenirim tabi aşırı değil ama hafifte olsa karşıdan karşıya komşuyada gitsem hafif yüzüme renk gelsin isterim...Saçlarımız sarı olduğu için insanın yüzü renksiz oluyor...Topuklu ayakkabıları severim, giyerimde ama sivri olmucak burnu önü açık olacak...İyi anlatmışsın bizde dolumuşuz :))İçimizi döktük..

1:39 AM

 
Blogger Hande said...

Ben de annemin makyaj malzemelerine meraklıydım. Hiç topuklu ayakkabı hevesim olmadı. Hala da özel günler dışında topuklu ayakkabı yı pek tercih etmem. Genelde varlığıyla yokluğu arasında bir fark olmayan minik topuklu babetlerden giyerim. Kırmızı ruj ve far beim de favorilerimdendi.Bu yaşıma kadar hiç etek giymedim desem yeridir yada elbise. Şimdilerde yavaş yavaş şu yeni moda yazlık elbiselerden giymeye başladım. Kokoş değildim çünkü fazla abartıdan hoşlanmadım hiç. Benim felsefem hep sade ama şık olmaktır. Evde hep hafif makyajlı dolaşırım. ALlık ve ruj yada dudak parlatıcısı... Saçlarım mutlaka şekilli olur...İşte benim kokoşluğumda bu kadar arkadaşım :)) Öpüyorum seni...Bİzi çocukluk yıllarımıza döndürdüğün için de teşekkürler...

3:30 AM

 
Blogger renkler said...

İnce Gülcüğüm, ben şortu severdim. Hiç unutmam sarı bir şortum vardı...

Kokoşluk sonradan da olunabiliyormuş, iyi:-)

3:46 AM

 
Blogger renkler said...

Sashacığım, anneciğinle iyi anlaşırız biz:-) Sen de alışıyorsun ama bak topuklular filan... Kokoşluk abartmadan yapılırsa hoş oluyor:-)

3:48 AM

 
Blogger renkler said...

Figenciğim, benim makyajlar da çok abartılı olurdu çocukken. Ben de eskiden eteğe elbiseye düşkündüm, şimdi eteği çok sık giymiyorum. Hele elbise modasına rağmen hiç giymem...

3:50 AM

 
Blogger renkler said...

Gamzeliciğim, yüzümde allık yokken çok rahatsız olurum. Dediğin gibi çok soluk oluyorum. Allığım açık pembe, tüm yüzüme sürerim pudra gibi. Doğal rengi gibi oluyor, abartılı da durmuyor...

3:51 AM

 
Blogger renkler said...

Handeciğim, sen bakımlı bir kadınısn o zaman. Ben evde hafif makyajlı dolaşmam ama allığımı mutylaka sürerim ki solgun solgun eşimin göz zevkini bozmayayım:-) Dışarıya ise genelde makyajlı çıkarım. Ama koyu tonlarda asla makyaj yapmam. Doğal gibi durmalı ama güzel olmalı...

3:53 AM

 
Blogger bocuruk said...

:)) Ne güzel anlatmışsın. Benim de küçük kız tam bir kokoş. Pembe düşkünü, ince askılı giymeye, eteğe, elbiseye bayılıyor. Arada değişik bir şeyler giydirmek istediğimde bir bakıyorum ki surat ağlamaklı. Babasından korkusuna ağlayamıyor da:))

4:44 AM

 
Blogger yagmur damlasi said...

hehe bizim evde annem değil babaannem çok süse düşkündü.
(yo annemde çok şık hanımdı o ayrı)
baannem gitmiş bana makyaj malzemeleri almış kendi kendine.hepsi de kırmızııı idi.
daha bebekken kaşım gözüm soluk diye ceviz yakıp sürermiş.o beslermiş hem de renk verirmiş. ben de onu sonradan öğrendim,oysa hep resimlere bakıp derdimki "Allah Allah bebekken kaşım güüür,şimdi niye böylee."
ama bencağızın gelin oloorken bile -sana daha önce dediğim- kaşım gözüm kalemli idi o kadar.:)

5:16 AM

 
Blogger PERİLİ KÖŞK said...

çocukluğumuzda heves ettiğimiz ,abarttığımız şeyler bize şimdi aman Allahım neler yapmışım dedirtiyor,
şimdiki kokoşluğum çocukluğumu sollar ama makyaj küpü de olmam...

5:16 AM

 
Blogger renkler said...

Bocurukçuğum, yerim o pembişli küçük kızını. Yani nesil daha da bilmiş. Biz küçükken pembe yine çok vardı ama başka renkler de giyerdik. Şimdikiler hep pembe, hep pembe...

5:36 AM

 
Blogger renkler said...

Yağmur Damlacıkım, benim de babaannem çok kokoştu ve kırmızı ruj düşkünüydü. O ailenin tek esmeriydi, kırmızı yakışırdı da...

5:36 AM

 
Blogger renkler said...

Perili Köşkçüğüm, ben de boya küpüne dalmış gibi makyaj sevmem. Far sürersem rimel ve kalem sürmem mesela, çok abartılı duruyormuş gibi geliyor. Özel bir yere gidersem komple makyaj yaparım...

5:38 AM

 
Blogger yagmur damlasi said...

ama babaannem benim gibi sütbeyazdı.:)
[bende bir yandan babannemi anlatan yazı yazıyorum :)]

5:39 AM

 
Blogger efsane said...

Benim annemin özeneceğim topuklu ayakkabıları, makyaj malzemesi olmadı hiç sıradan bir köylü kadınıydı sonradan heveslendim ben de ama hala hergün makyajlı ve şık olamıyorum ama kızım tam tersi henüz beşine yeni girdi ama ondaki süs petek dinçözde yok en çok da yeşil rengi sever hem kıyafette hem farda gözlerine o renk yakışıyormuş evde yeşil far kalmadı artık...

5:59 AM

 
Blogger renkler said...

Yağmur Damlacıkı, yazını bekleyeceğim...

6:12 AM

 
Blogger renkler said...

Efsaneciğim, o aslında anneye pek bakmıyor. Benim dayımın torunu çok süslü bir küçük kız. Ama annesi kapalı, makyajsız, çok sade bir hanım. Kızı bana geldiğinde, Işın hala sende ruj vardır, sürelim mi der...

6:14 AM

 
Blogger damak tadı said...

Çok güzel anlatmışsın yine canım gönlüne sağlık.Ben bu aralar biraz mutsuz olduğum için pek fazla gelip yazamıyorum, yazsamda işte böyle oluyor.Seni çok öpüyorum kendine iyi bak canım.

Sevgiler..

7:43 AM

 
Blogger renkler said...

Gülcüğüm ne oldu? Seni ne üzdü? Ben bir süredir yorumlarından bir sıkıntın olduğunu sezmiştim zaten. Ne olur kendini üzme. İnan herşey yoluna girer. Lütfen kendine dikkat et. Keşke yardımcı olabilsem canım...

8:05 AM

 
Blogger BALDAN TATLI said...

Annem ne kadar süslü ise ben bir o kadar sadeyim. Halada öyle. annem asla ve asla ruj sürmeden çıkmaz dışarı. Şöyle diyeyim daha iyi anlarsın hastane acile giderken bile rujunu sürdü. Ne yaparsın :))

2:01 PM

 
Blogger renkler said...

Sevgili Baldan Tatlı... Demekki kızlar hep annelerine çekmiyorlar. Sade annelerin kokoş kızları da olabiliyor, senin gibi süslü annelerin sade kızları da:-)

11:15 PM

 

Post a Comment

<< Home